26/6/2009 - OĞLUM ABİİİ OLDU ARTIKK

WALLA ARKADAŞLAR DENİZ EFE 2 YAŞINA GİRDİ BİDE BANA SORUN
ÖMRURÜMÜ YEDİ ALLAH KOLAYLIK VERSİN YENİ ANNELERREEE
OĞLUMA MAŞŞAALLLAAAHHHHHHHH DEYİN UNUTMAYIN....
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/6/2009 - 0-3 Ay Bebek Gelişimi
1 Aylık Bebekler : Bebeğiniz birinci ayını genelde uyuyarak geçirecektir, ancak bu onun hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez. Birinci ayında çenesini yerden ve yataktan kaldırabilir, avuçlarında ve ellerinde yakalama refleksi görülür. Yeni doğan bebek sese tepki verir ve başını sesin geldiği yöne çevirebilir. Emmek için arama refleksini kullanır, eğer hafifçe yanağına dokunursanız, o yöne dönerek ağzını açacaktır. Koltuk altından tutup ayaklarını yere sıkıca temas ettirirseniz, adım atma refleksini kullanır. Korktuğu zaman bebeğiniz bir şeyleri yakalamak ister gibi kollarını ve bacaklarını iki yana açacaktır. Daha sonra kol ve bacaklarını içe kıvıracak ve yumruk sıkacaktır. Buna Moro refleksi denir. Yeni doğan bebek annesinin sesini ve ten kokusunu ayırt edebilir. Bebeğiniz kendiliğinden gülmeye başlar Yeni doğan bebekler ağlarken, kısa ve derin soluklar alırlar ve bu şekilde konuşmanın temelini oluştururlar. Ağlama sırasında seslerin çıkarılması için gerekli çene ve dil hareketlerini tekrarlayarak ses ve solunum düzenleme becerisi kazanır. Siz ona ne kadar çok gülümserseniz, o da size o kadar karşılık verecektir. İlk ayın sonunda bebek gözleriyle yüze odaklanabilir. Bebekler 6-8 haftalık olana kadar bir kerede iki saatten fazla uyanık kalamazlar. Yeni doğan bebekler , 2-3 saatlik bölümler halinde, toplam olarak 16-18 saat uyur . Daha sonra beslenmek veya çevreyle ilgilenmek için uyanırlar. Gece ve gündüz ritmi henüz yoktur. Yani ilk haftalarda uyanmadan bir gece geçirmeyi beklememek gerekir. Gece bebeğinizi ya beslemek ya da altını değiştirmek için kalkmanız gerekecektir. Bebek büyüdükçe uykusu düzene girmeye başlar. 2 Aylık Bebekler : Gülücükleri kıkırdamalara dönüşebilir. Bebeğiniz iki aylık olunca; sesli oyuncaklarına karşılık verir. Karnının üzerindeyken başını 45 derece yukarı kaldırabilir. Dik oturtulduğu zaman kafasını dik tutabilir. Karnının üzerindeyken kollarının yardımıyla göğsünü yerden kaldırabilir. Parmaklarının ucuna oyuncak tutuşturulduğunda onu tutabilir. Bir nesneye uzanabilir. Bebeğinizin uyuma ve beslenme zamanı ve süresi bu dönemde giderek daha düzenli bir hal almaktadır. İki beslenme arası zaman 3 saate hatta daha fazla uzar. Memnuniyet çığlıkları atabilir. Küçük nesnelere dikkat gösterebilir. Gözleriyle sizi takip edebilir. İki aylık bebekler, doğum tartısı ve başka kimi faktörlere de bağlı olarak, gece uyku saatlerini de artırırlar. İki elini kavuşturabilir. İkinci ayın sonundan itibaren daha az ağlamaya başlar, tutmak istediği nesnelere uzanabilir. Agu gibi içinde sessiz harf olan kelimeler oluşturabilir. 3 Aylık Bebekler : Bebeğiniz üç aylık olduğunda alışık olduğu durumlara tepki vermeye başlar. Yemek ve banyo gibi faaliyetlere tepki verir. Ona seslendiğinizde size karşılık olarak bazı sesler çıkarmaya başlar. Parmaklarının ucuna oyuncak tutuşturulduğunda onu sıkıca kavrayabilir. Bebekler üç aylıkken gece 9 saat ve gündüz üçe bölünmüş olarak 6 saat yani toplam 15 saat uyurlar. Karnının üzerindeyken başını 90 derece yukarı kaldırabilir. Sesin geldiği yöne doğru dönebilir. Yüksek sesle gülebilir. Bir nesneye uzanabilir. Siz onu güldürmesenizde kendiliğinden gülebilir. 3 aylık bebeğiniz bir yanına doğru yuvarlanabilir. Ayaklarının üzerinde dik tutulduğunda vücudunun ağırlğını taşıyabilir. Ellerini bacaklarını sallamaya, basmaya çalışabilir. Gördüğü kişileri tanır ve tepki verir. Agu gibi sessiz harf kombinasyonları yapabilir. Oturması için kollarından çekildiğinde kafasını kontrol edebilir. Karnının üzerindeyken kollarının yardımıyla göğsünü yerden kaldırabilir.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/5/2009 - Çocuklarda Korku
Korku normal bir gelişimin parçasıdır. Kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Bebeklikten ergenlğe kadar sıkça korku yaşayan çocukların, korkusuz olmalarını beklemek yanlıştır. Yetişkinler için normal olan sesler ve görüntüler, bazen çocuklar için kokutucu ve ürkütücü olabilir. Çocukların en çok korktukları şeyler genelde; karanlık ortamlar, gece gürültüleri, bağrışma ve kavgalar, tanımadıkları kişiler, televizyonda izledikleri sahneler, uzun süren sessizlikler, hayvanlar, çok yüksek yerler, hayali yaratıklar ve tabiki doktorlardır. Çocuklar 2 ile 6 yaş arasında, daha çok korku yaşamaktadırlar. Hayalgüçleri bu dönemde yoğundur ve sürekli akıllarını meşgul eden bazı sorular onların korkularını tetikler. Bir süre korkmadığı şeylerden birden bire korkmaya başlayabilir. Korku kötü bir tepki değildir ama korkunun yarattığı ortam ailenin ve çocuğun huzurunu kaçırabilir. Korku nedenleri: Bilgi ve deneyim azlığı. Başka çocukların başından geçen kötü olaylar. Gördüğü şeylerden etkilenme. Olaylar karşısında kendince fikir yürütme. Etraftaki herşeyin kendinden büyük olması. Aile fertlerindeki gerginlik, tartışmalar ve anlaşmazlıklar. Öğrenme ve deneme duygusu sonucunda karşılaştıkları olaylar. Ceza almak ya da dayak yemek. Dinlediği olaylardan etkilenme. Dünyanın tehlikeli olduğunu düşünme. Ailede yaşanan korkulardan etkilenme. Hayalgücünün geniş olması. Kötü rüyalar ya da kabuslar görme. Çocuklarda hatırlama kapasitesi bir yaşından sonra artar. Küçük bebekler genellikle üzücü, korkutucu deneyimleri çabuk unutur ama bir yaşından sonra masal kahramanlarının başına gelenler bile korku nedeni olabilir. Çocuğun çok akıllı olması ve aklından bir çok düşünce, fikir, görüntü ve bilgi geçmesiyle oluşan kombinasyonların yoğunluğu, kendilerinin tehlikeli bir ortamda yaşadığı hissine kapılmalarına neden olur. Çocuk korkusunu ağlayarak, bağırarak, annesine babasına sarılarak, eşyaların arkasına saklanarak ya da sözel olarak açıkça söyleyebilir. Genellikle; huysuzluk, uykusuzluk, inatçılık, içe kapanma, iştahsızlık, tırnak yeme gibi davranışların altında korku da yatabilmektedir. Korku anında; yüzü sararır, karnı ağrır, nabız ve kalp atışı hızlanır, konuşurken kekeler, midesi ağrır ve kusar. Çocukların korkuları ile başedebilmeyi öğrenmesi gerekir. Korkular çoğalırsa ve onlardan kurtulamaz ise, büyümede ve gelişmede geriliğin yanı sıra psikolojik olarak da problemler yaşanabilir. Ayrıca korku çocukları mutsuz etmekte ve başarısız kılabilmektedir. Bu nedenle korkularını yenmede yardımcı olmak, ebeveynlere düşen görevlerdendir. Çocuk kendi korkularını anlamaya ve çözmeye çalışırken; onları zorlamak, kızmak, bağırmak ya da korkularının üstüne daha fazla gitmek, işleri daha da çıkmaza sokacaktır. Oysa korku anında, sakin ve anlayışlı olmak, yumuşak ses tonu ile durumu açıklamak, sarılmak ya da sevmek onların korkularını yenip sakinleşmelerini daha çabuk sağlayacaktır. Çocuk korkuyorsa, kendisini yalnız hissetmesine izin vermemek gereklidir. Çocuğun kendisine güven duygusunu arttırmak, korkuları yenmede en önemli noktadır. Bu nedenle çocuğun yaptığı her ilerlemeyi, başarıyı taktir etmek, ödüllendirmek; hata yaptığında şiddetli cezalardan kaçınmak gereklidir. Korkan bebeğin üstüne varmamak, ona korkusunu hatırlatmamak gerekir. Hatırlatmak korkusunu güçlendirebilir. Çocukların etrafındaki korku kaynaklarını temizlemek, korku ile savaşmak için doğru yöntemlerindendir. Korku filmlerini, ürkütücü haber programlarını, yaratıklı çizgi filmleri, çirkin karakterli masalları çocuklardan uzak tutmak gerekir. Herhangi bir dekorasyondan veya oyuncaktan korkuyorsa onları ortadan kaldırmak önemlidir. Korku veren bir duruma karşı çocuğu yavaş yavaş, alıştıra alıştıra yaklaştırmak olayı çözümlemede yardımcı olur. Çocuğa verilecek cezaların da, “kapalı, karanlık odaya kilitlemek” gibi korkuyu aşırı tetikler biçimde olmaması gereklidir. Çocukluk döneminde görülen korkuların çoğu geçicidir. Çocuk korkularına karşı sabırlı olmalı ve onları anlamaya çalışmalıdır. Çocuk korkularından dolayı küçümsenmemeli ve alay edilmemelidir.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/5/2009 - Hamileler İçin Önemli Besinler
İyi ve doğru beslenme annenin vücudunu korur ve kilo kontrolünü sağlar. Bebek için de daha fazla ve kaliteli süt üretimine yardımcı olur. Bu nedenle özellikle yenmesi gereken yiyeceklerden bir kaçı şunlar: Süt Sadece bir bardak süt ya da süt içeren besinler, günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini karşılamaktadır. Kuvvetli dişler ve kemiklere sahip olmak için kalsiyum açısından zengin bir diyet önemlidir. Alınan kalsiyum sayesinde, hipertansiyon, kalın bağırsak ve göğüs kanseri gibi hastalıklara yakalanma riski azalır. Süt ayrıca; B12, B2, D, E ve A gibi vitaminler açısından oldukça zengin bir besin kaynağıdır. Dolayısıyla, anne karnındaki bebeklerin sinir ve sindirim sisteminin düzenlenmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığı gibi, göz ve diş sağlığı için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca saç ve tırnak oluşumunda da yer alır, hücreleri onarır. Muz Lifler, C ve B6 vitamini açısından iyi bir besin kaynağıdır. Ayrıca potasyum deposudur ve bu da vücuttaki kan basıncını düzenleyen önemli bir mineraldir. Birçok hastalığın tedavisinde faydalı olduğu gibi özellikle de, ateş, sindirim bozuklukları, kas krampları ve kas gevşekliği gibi durumlarda tavsiye edilir. Bunun yanında muz, alerji tedavisinde de kullanılır. İçindeki potasyum, sodyum ile birlikte çalışarak özellikle hamilelik döneminde önem kazanan hücre ve kas gelişimini sağlar, vücudun su dengesini ayarlar ve kalp atışlarının normale dönmesini sağlar. Ayrıca beynin normal fonksiyonlarını gerçekleştirmesine yardımcı olur. Kırmızı kan hücrelerinin oluşmasını destekler. Bunun yanında vücut sıvıları arasındaki kimyasal dengenin sürekliliğini sağlar. Enerji üretimine yardımcı olur ve strese karşı dayanıklılık sağlar. Doğum sonrası kilo vermek isteyen anneler mısır gevreği, süt ve muzu karıştırarak yiyebilirler. Portakal Suyu Sabah kahvaltısını mutlaka taze sıkılmış 1 bardak portakal suyu ile tamamlayın. İçeriğinde bulunan A vitamini cildi güçlendirerek nemlendirip besliyor ve elastikiyetini artırıyor. Portakal suyu aynı zamanda potasyum ve folik asit içeriyor. Folik asit doğumda oluşabilecek kusurları ve kalın bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olur. C vitamini deposu olduğundan, bir bardak portakal suyu ile günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. C vitamini ise, bozulan hücreleri onarıp cildin savunma mekanizmasını güçlendirerek olumsuz dış etkenlerden koruyor. Elma Elma, zengin vitamin ve mineral kaynağı olup bağışıklık sistemini güçlendirir. İçeriğindeki C vitamini ile cildi zararlı dış etkenlerden korur. A vitamini ile ciltteki nem kaybının azalmasına dolayısıyla kırışıklıkların giderilmesine yol açar. Özellikle kirli hava ve kapalı ortamlara maruz kaldığımız kış günlerinde günde bir elma tüketmek oldukça faydalı. Hazmı kolaylaştırıp dişleri temizliyor. Hamilelik döneminde yaşanan kabızlık problemini giderir. Yemekten önce yenen bir elma, bağırsakta bakterilerin çoğalıp azalmasını ayarlamada rol oynar ve bu sayede kabızlığı önler. Hamilelik sonrasında ise zayıflamak için mükemmel bir meyvedir. Çünkü, elmada sadece 50 kalori bulunuyor ve içinde bulunan petkinden dolayı doyurucudur. Düşük kalorili olduğu için şişmanlığı önler, kan şekeri düzeyini ve yüksek tansiyonu olumlu bir şekilde etkiler. Demir, C vitamini ile birleştiğinde vücut tarafından mümkün olduğunca iyi şekilde alınır. Elmada her ikisi de vardır. Salata Marul, domates, havuç, maydanoz ve salatalıktan oluşmuş lezzetli bir salata hem hamilelik döneminde hem de hamilelik sonrasında iyi bir besin kaynağı. Hergün yenen bu karışım; sizi kalp, kanser ve şeker hastalığı riskinden korur. Marul; sinirleri yatıştırır, uykusuzluğu giderir, kabızlığı önler ve hazmı kolaylaştırır. Ayrıca kandaki şeker miktarını düşürür ve kanı temizler. Bu hem bebek hem de anne için faydalıdır. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numaradır. Havuç; mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir. Havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel sebebi betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur. Domates; kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebzedir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Salatalık; kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor. Maydanoz; bir demir deposudur. Demir ise hamilelik öncesi ve sonrası vücut için en gerekli maddedir. A ve C vitamini ile kükürt, fosfos ve mangan elementleri deposu olan maydanoz sindirimi kolaylaştırıyor, böbrek taşlarını düşürüyor, görme gücünü ve anne sütünü artırıyor. Genellikle taze yenmesi önerilir. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar. Salata hamilelik döneminde iyice yıkanmış olarak tüketilmelidir. Patates Kızarmış yenmediği taktirde kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. Özellikle hamilelik döneminde yorgunluğa karşı birebirdir. Vücuda enerji veren madde olan karbonhidrat içeren patates, C ve E vitaminleri ve beta karotin açısından en zenginidir. Patatesin besin değerinin büyük kısmı kabuğunda olduğundan soymak yerine özel bıçağı ile kazımak daha iyidir. Kabukları soyularak pişirilen patates C vitaminin yüzde 25’ini kaybeder. Bu nedenle patatesi fırında kabuğuyla veya buharda ya da az suda pişirmek gerekir. Kereviz Kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz giderir. Kan ve süt yaptığı için doğum sonrasında faydalıdır. Karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizmada da faydalıdır. Uzmanlar, kerevizin, iç salgı bezlerini ve özellikle vücutta çok çeşitli vazifesi olan böbrek üstü bezlerini çalıştırdığını, unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu da önlediğini ifade ediyor. Ayrıca, kanı temizliyor ve sivilcelerin geçmesine, yüzün pembe bir hal almasına yarıyor. Sarılığı gideriyor, böbrekleri çalıştırıyor, fazla suyu dışarı atıyor ve zayıflatıyor. Lahana Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Bol miktarda B, C, E vitamini, potasyum içerir ve kalorisi düşüktür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır. Karnabahar Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabahar, lahanadaki besin değerinin çoğuna sahiptir. Zihin yorgunluğunu giderir. Afrodizyak özelliği vardır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür ve dalak hastalıklarına iyi gelir. Brokoli Brokolide havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunuyor ve bu nedenle suyu içilebilecek en iyi besinlerden biridir. Beta karoten, güçlü bir kanser savaşçısıdır ve özellikle yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azaltır. Yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerir. Doğum sonrasında mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli vitamin deposudur ve havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesi de ayrıca faydalıdır. Fasulye Taze fasulye, düşük kalorili bir sebze olduğundan rahatlıkla tüketilebilir. Vücudun çalışmasını, gelişmesini ve tamirini sağladığından hamilelik döneminde ve hamilelik sonrasında mutlaka tüketilmelidir. Lif açısından zengin olduğundan bağırsakları çalıştırır. Hamilelik döneminde kabızlığa iyi gelir. Ayrıca taze fasulye; pankreas, böbrekler, karaciğer ve kalbi kuvvetlendirir. Kolesterol seviyesinin düşmesine de yardımcı olur. Somon Balığı Bu balık çeşidi omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Somon tüketmek kötü kolesterol seviyesini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Hamilelikte tüketilen somondaki yağ asitleri, bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimini destekler. Hem akıl hem de beden sağlığını koruyan ve fazla kilo aldırmayan somon balığı besin kalitesi yüksek bir yiyecek.Yapılan bir araştırma hamileliklerinde balık yağı açısından zengin bir diyet uygulayan kadınların çocuklarının daha zeki, daha çevik olduklarını ortaya koymuştur. Ayrıca, içinde sağlık için önemli olan omega-3 yağı bulunmasına karşın, balıklar genel olarak daha az yağlıdır, kilo aldırmazlar. Yağsız Kırmızı Et Doğum yapmış kadınlarda, vücutlarındaki demir seviyesi düşüktür ve kırmızı et mükkemmel bir demir kaynağıdır. Vücut tarafından iyi emilir. Haftada 3-4 kez yağsız et yemek hamileler için de gereklidir. Ancak hamilelik döneminde yenen etler iyi pişmiş olmalıdır. Genelde sulu yemeklerin içinde ya da köfte olarak veya küçük parçalar şeklinde doğranıp iyi pişirilmiş tüketmek daha iyidir. Yumurta Yumurta birçok değişik şekilde tüketilebilir. Sadece hamilelik döneminde iyi pişmiş olarak yenmesi önemlidir. Annelerin zayıf kaslarını yeniden kuvvetlendirecek olan gerekli proteini içerir. Ayrıca, yumurtalar vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı olan D vitaminini de bulundurmaktadır. Uzmanlara göre, kahvaltıda yumurta tüketmek vücut yağlarının yakılmasında da önemli rol oynuyor.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/3/2009 - Hamilelikte Yüksek Ateş
Hamile kadınların, özellikle soğuk kış günleri yaklaştıkça sürekli karşılaşacağı hastalıklar onları olumsuz etkilemektedir. Bu hastalıklara yakalanmamak için gösterdikleri çabalara rağmen yine de etkisi altında kalmaları oldukça tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Tüm hastalıklar hamileler için büyük risk oluşturmaktadır ama hastalıkların beraberinde getirdiği yüksek ateş, hamile kadınlarda bebekleri açısından çok daha önemli sorunlara yol açmaktadır. Halk arasında "ateş" olarak isimlendirilse de, uzmanlar vücut sıcaklığının anormal derecede yükselmesini "hipertermi" olarak adlandırılmaktadır. İnsanlardaki normal vücut ısısı 37 derecedir. Bu değer 38.9 derecenin üstüne çıktığında ve belirli bir süre de bu değerde kaldığında anne adaylarında çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Dolayısıyla, yüksek ateşli bir rahatsızlık geçirmemek için anne adayları çok dikkatli olmalıdır. Vücutta ortaya çıkan her türlü enfeksiyon vücut sıcaklığı artışına yani ateşe neden olmaktadır. Hamilelikte en sık karşılaşılan enfeksiyonlar, idrar yolu ve solunum yolları ile ilgili olanlardır. Dolayısıyla bu tür rahatsızlıklara yakalanmamak için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu tür enfeksiyonların etkisi altında kalındığında mutlaka erken dönemde doktora başvurulmalı ve kontrollerden geçilmelidir. Hamilelik sırasındaki yüksek ateş, düşüğe ve bebeklerde merkezi sinir sistemi kusurlarına neden olmaktadır. Ayrıca, bunların dışında doğacak bebeğin kalbinde de problemlerin yaşanabileceği bilinmelidir. Yapılan araştırmalar, hastalıklara neden olan enfeksiyonların harcinde, sıcak banyo yapmanın, yoğun egzersiz uygulamanın, hamam ve sauna gibi ortamlarda bulunmanın da yüksek ateşe neden olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yüksek ateşe karşı Rutin kontroller ve testler ihmal edilmemelidir. Soğuk algınlığı, nezle, grip gibi rahatsızlıklarda ateş yüksekliği kontrol edilmelidir. Hamilelik boyunca saunaya girilmemelidir. Hamam gibi ortamlarda bulunulmamalıdır. Sıcak su ile banyo yapılmamalıdır. Küvette banyo yapılmamalıdır. Uzun süre banyoda kalınmamalıdır. Bol su tüketilmelidir. Kış aylarında doktorunuzun verdiği vitaminler kullanılmalıdır. Beslenme ve hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. İnsanda "nöral tüp" adı verilen, beyin dokusundan başlayıp boylu boyunca omuriliği de içine alacak şekilde aşağı doğru uzanan bir yapı mevcuttur. Bebekteki nöral tüp gelişiminin her hangi bir nedenle sorunlu olması, tüpün herhangi bir bölgesinin açık kalmasına neden olur. Bu duruma "nöral tüp defekti" (kusuru) adı verilir. Yüksek ateş ile nöral tüp defekti arasında bir etkileşim olduğu uzmanlarca bilinmektedir. Merkezi sinir sistemi döllenme sonrası 3. hafta civarında oluşmaya başlar ve hamilelik boyunca gelişimini sürdürür. Nöral tüpün kapanması ise 18-28. günler arasında gerçekleşir. Bu nedenle yüksek ateşin bu oluşumda rol oynaması oldukça tehlikelidir ve bebekte olumsuz sonuçlar meydana getirebilir. Bebeğin sinir dokusunun gelişmeye başladığı günlerde annenin yüksek ısıya maruz kalması nöral tüp kusurlarının gelişiminde etkilidir. Sinir dokularının geliştiği günlerde sauna, hamam, sıcak banyo gibi ortamlarda bulunan ya da hastalık nedeniyle beden ısıları 24 saatten fazla süre 38,9 °C’den yüksek olan annelerin nöral tüp kusurlu bebek doğurma olasılığının 3 kat arttığı saptanmıştır. Yüksek ateşin, anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde etkileri Erken doğum ya da düşük riski. Merkezi sinir sisteminde bozukluk. Başının normalden küçük olması. Göz ve damak kusurları. Üst çenede küçüklük. Kalp kulakçıkları arasında delik. Kalpte gelişme geriliği. Kol ve bacaklarda hasar. İleriki yaşamlarında da öğrenme ve konsantrasyon güçlükleri. Hamile bir kadının yüksek ateş geçirmesinde; geçirdiği dönem, ateşin yüksekliği ve bu yükseklikte ne kadar süre kaldığı önemlidir. Hamilelikte olumsuz etkilerin yaşandığı ateşin eşik değeri 38.9 derece olarak uzmanlarca belirlenmiştir. Özellikle hamileliğinizin erken dönemlerinde herhangi bir enfeksiyon geçirildiğinde ya da ateşte yükselme görüldüğünde, 38.9 derecenin üzerine çıkmadan önce mutlaka doktora haber verilmelidir.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/3/2009 - Çocuklarda Grip
Grip, bilimsel adıyla influenza çok yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Üst solunum yolunun viral bir enfeksiyonudur ve bulaşıcıdır. Aniden başlar ve genellikle yüksek ateşle kendini gösterir. Ateş çoğunlukla 38°C nin üzerindedir. Kuluçka süresi de genel olarak 2-3 gündür. Genellikle sonbahar ve kış aylarında görülür. Damlacık enfeksiyonu yoluyla, hasta ve taşıyıcı insanlardan sağlam insanlara bulaşan bu mikrop çok kısa sürede akciğerlere yerleşerek ağır tablolara neden olmaktadır. Grip, çocukların kendi kendine yenebileceği tehlikeli olmayan bir hastalık olarak gözükse de, kronik rahatsızlığı olan çocuklar için oldukça tehlikelidir. Diyabeti, astımı, kronik kalp rahatsızlığı, akciğer ve böbrek hastalığı varlığında grip önemli bir konumdadır. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklar daha çok etkilenmektedir. Viral enfeksiyonlar vücudun bağışıklık sisteminde geçici bir düzensizliğe neden olmaktadırlar. Dolayısıyla da grip gibi rahatsızlıkların tedavi edilmemesi durumunda; zatürree, orta kulak enfeksiyonları ve sinüzit gibi komplikasyonlar oluşabilir. Gribin ve ateşin süresi 5 günden fazla sürüyorsa ve belirtiler gittikçe artıyorsa diğer hastalıklardan şüphelenilmelidir. Belirtileri; Boğaz ağrısı Baş ağrısı Öksürük Hapşırık Burun akıntısı Titreme nöbetleri İştahsızlık Sırt ağrısı Baş dönmesi Yorgunluk Mide bulantısı Kusma Hastalık yeni başlıyorsa tedaviye öncelikle evde başlanmalıdır. Çocuğun yüksek ateşi düşürülmeli, dinlenmesi sağlanmalı ve bol sıvı ile desteklenmelidir. Belirtiler kendini çok etkili gösteriyorsa ve ateş düşmüyorsa mutka doktora başvurulmalıdır. İlaç konusunda dikkat edilecek konu antibiyotiklerdir. Antibiyotikler, grip gibi viral enfeksiyonlarda etkili değildir. Kullanılmasının bir yararı yoktur. Antibiyotiklere ancak bakterial komplikasyonlarda yani sinüzit, orta kulak ve boğaz iltihabının gelişmesiyle ihtiyaç duyulur. Dolayısıyla, doktora danışmadan kesinlikle kontrolsüz antibiyotik kullanılmamalıdır. Gereksiz yere kullanılan antibiyotiğin vücuttaki doğal bağışıklığı baskıladığı da bilinmektedir. Yine doktorun önerdiği ağrı kesiciler, ateş düşürücüler ve antihistaminikler şikayetlerin azalmasında yardımcı olur. Hastalık dönemini kolay atlatmak ve hastalıktan korunmak için; Bol taze meyve ve sebze tüketilmelidir. Özellikle portakal ve greyfurt suyu faydalıdır. Yaşam alanı temiz olmalı ve gün içinde mutlaka havalandırılmalıdır. Hasta ılık ve rahat ortamda bulunmalıdır. Hasta çocuk dinlendirilmeli, aktivitelerden uzak tutulmalıdır. Halsizlik durumunda yatak istirahati yaptırılmalıdır. Bol sıvı ve su tüketmelidir. Eller sık sık yıkanmalıdır. Kalabalık yerlerden uzak durulmalıdır. Nemlendiriciler ve su buharı kullanılarak çevrenin nemini artırılmalıdır. Hasta çocuğun yanında sigara içilmemelidir. Doktorun verdiği ilaçlar düzenli kullanılmalıdır. Ayrıca, grip olma riskini azaltmak için grip aşısı olunabilir. Grip aşısı enfeksiyona neden olmayan öldürülmüş virüsleri içerdiğinden gribe neden olmaz. Virüs tehdidine karşı vücudun hazırlıklı olmasını sağlar. Bu aşılar, yine doktor kontrolünde yapılmalıdır.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|