anne bakim - bi bakın neler var burda!! bebekler hakkında bilmeniz gerekenler, netten bulduğum ve benim yaptığım bebek örgüleri , hamilelik daha neler var nelerr - Blogcu



ANLATAMIYORUM GALİBA BAZI ZİYARETÇİLERE KEŞKE YAPILIŞLARINI BİLSEM MODELLERİN :( YOKSA PAYLAŞMAZMIYIMMM !!!!




Sana doğru bir kelebek uçurdum, dağları denizleri aştı seni buldu, yanağına ufacık bir öpücük kondurdu.

Hissettin mi?

HOŞGELDİN bebeğim!!!

bi bakın neler var burda!! bebekler hakkında bilmeniz gerekenler, netten bulduğum ve benim yaptığım bebek örgüleri , hamilelik daha neler var nelerr


5/5/2009 - Hamileler İçin Önemli Besinler

Kategori: anne bakim


Hamileler İçin Önemli Besinler
Bu yazı 9.044 kez okundu.

Hamilelikte ve doğum sonrasında annelerin beslenmelerine dikkat etmeleri çok önemlidir. Vücut için gerekli olan besin öğelerini içeren, dengeli, sağlıklı ve en önemlisi doğal besin kaynaklarına ağırlık verilmiş bir diyet, annelerin ve dolayısıyla bebeklerin sağlığı için önem taşır.

 

İyi ve doğru beslenme annenin vücudunu korur ve kilo kontrolünü sağlar. Bebek için de daha fazla ve kaliteli süt üretimine yardımcı olur. Bu nedenle özellikle yenmesi gereken yiyeceklerden bir kaçı şunlar:

Süt
Sadece bir bardak süt ya da süt içeren besinler, günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini karşılamaktadır. Kuvvetli dişler ve kemiklere sahip olmak için kalsiyum açısından zengin bir diyet önemlidir. Alınan kalsiyum sayesinde, hipertansiyon, kalın bağırsak ve göğüs kanseri gibi hastalıklara yakalanma riski azalır. Süt ayrıca; B12, B2, D, E ve A gibi vitaminler açısından oldukça zengin bir besin kaynağıdır. Dolayısıyla, anne karnındaki bebeklerin sinir ve sindirim sisteminin düzenlenmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığı gibi, göz ve diş sağlığı için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca saç ve tırnak oluşumunda da yer alır, hücreleri onarır.

Muz
Lifler, C ve B6 vitamini açısından iyi bir besin kaynağıdır. Ayrıca potasyum deposudur ve bu da vücuttaki kan basıncını düzenleyen önemli bir mineraldir. Birçok hastalığın tedavisinde faydalı olduğu gibi özellikle de, ateş, sindirim bozuklukları, kas krampları ve kas gevşekliği gibi durumlarda tavsiye edilir. Bunun yanında muz, alerji tedavisinde de kullanılır. İçindeki potasyum, sodyum ile birlikte çalışarak özellikle hamilelik döneminde önem kazanan hücre ve kas gelişimini sağlar, vücudun su dengesini ayarlar ve kalp atışlarının normale dönmesini sağlar. Ayrıca beynin normal fonksiyonlarını gerçekleştirmesine yardımcı olur. Kırmızı kan hücrelerinin oluşmasını destekler. Bunun yanında vücut sıvıları arasındaki kimyasal dengenin sürekliliğini sağlar. Enerji üretimine yardımcı olur ve strese karşı dayanıklılık sağlar. Doğum sonrası kilo vermek isteyen anneler mısır gevreği, süt ve muzu karıştırarak yiyebilirler.

Portakal Suyu
Sabah kahvaltısını mutlaka taze sıkılmış 1 bardak portakal suyu ile tamamlayın. İçeriğinde bulunan A vitamini cildi güçlendirerek nemlendirip besliyor ve elastikiyetini artırıyor. Portakal suyu aynı zamanda potasyum ve folik asit içeriyor. Folik asit doğumda oluşabilecek kusurları ve kalın bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olur. C vitamini deposu olduğundan, bir bardak portakal suyu ile günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. C vitamini ise, bozulan hücreleri onarıp cildin savunma mekanizmasını güçlendirerek olumsuz dış etkenlerden koruyor.

Elma
Elma, zengin vitamin ve mineral kaynağı olup bağışıklık sistemini güçlendirir. İçeriğindeki C vitamini ile cildi zararlı dış etkenlerden korur. A vitamini ile ciltteki nem kaybının azalmasına dolayısıyla kırışıklıkların giderilmesine yol açar. Özellikle kirli hava ve kapalı ortamlara maruz kaldığımız kış günlerinde günde bir elma tüketmek oldukça faydalı. Hazmı kolaylaştırıp dişleri temizliyor. Hamilelik döneminde yaşanan kabızlık problemini giderir. Yemekten önce yenen bir elma, bağırsakta bakterilerin çoğalıp azalmasını ayarlamada rol oynar ve bu sayede kabızlığı önler. Hamilelik sonrasında ise zayıflamak için mükemmel bir meyvedir. Çünkü, elmada sadece 50 kalori bulunuyor ve içinde bulunan petkinden dolayı doyurucudur. Düşük kalorili olduğu için şişmanlığı önler, kan şekeri düzeyini ve yüksek tansiyonu olumlu bir şekilde etkiler. Demir, C vitamini ile birleştiğinde vücut tarafından mümkün olduğunca iyi şekilde alınır. Elmada her ikisi de vardır.

Salata
Marul, domates, havuç, maydanoz ve salatalıktan oluşmuş lezzetli bir salata hem hamilelik döneminde hem de hamilelik sonrasında iyi bir besin kaynağı. Hergün yenen bu karışım; sizi kalp, kanser ve şeker hastalığı riskinden korur. Marul; sinirleri yatıştırır, uykusuzluğu giderir, kabızlığı önler ve hazmı kolaylaştırır. Ayrıca kandaki şeker miktarını düşürür ve kanı temizler. Bu hem bebek hem de anne için faydalıdır. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numaradır. Havuç; mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir. Havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel sebebi betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur. Domates; kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebzedir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Salatalık; kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor. Maydanoz; bir demir deposudur. Demir ise hamilelik öncesi ve sonrası vücut için en gerekli maddedir. A ve C vitamini ile kükürt, fosfos ve mangan elementleri deposu olan maydanoz sindirimi kolaylaştırıyor, böbrek taşlarını düşürüyor, görme gücünü ve anne sütünü artırıyor. Genellikle taze yenmesi önerilir. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar. Salata hamilelik döneminde iyice yıkanmış olarak tüketilmelidir.

Patates
Kızarmış yenmediği taktirde kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. Özellikle hamilelik döneminde yorgunluğa karşı birebirdir. Vücuda enerji veren madde olan karbonhidrat içeren patates, C ve E vitaminleri ve beta karotin açısından en zenginidir. Patatesin besin değerinin büyük kısmı kabuğunda olduğundan soymak yerine özel bıçağı ile kazımak daha iyidir. Kabukları soyularak pişirilen patates C vitaminin yüzde 25’ini kaybeder. Bu nedenle patatesi fırında kabuğuyla veya buharda ya da az suda pişirmek gerekir.

Kereviz
Kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz giderir. Kan ve süt yaptığı için doğum sonrasında faydalıdır. Karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizmada da faydalıdır. Uzmanlar, kerevizin, iç salgı bezlerini ve özellikle vücutta çok çeşitli vazifesi olan böbrek üstü bezlerini çalıştırdığını, unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu da önlediğini ifade ediyor. Ayrıca, kanı temizliyor ve sivilcelerin geçmesine, yüzün pembe bir hal almasına yarıyor. Sarılığı gideriyor, böbrekleri çalıştırıyor, fazla suyu dışarı atıyor ve zayıflatıyor.

Lahana
Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Bol miktarda B, C, E vitamini, potasyum içerir ve kalorisi düşüktür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır.

Karnabahar
Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabahar, lahanadaki besin değerinin çoğuna sahiptir. Zihin yorgunluğunu giderir. Afrodizyak özelliği vardır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür ve dalak hastalıklarına iyi gelir.

Brokoli
Brokolide havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunuyor ve bu nedenle suyu içilebilecek en iyi besinlerden biridir. Beta karoten, güçlü bir kanser savaşçısıdır ve özellikle yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azaltır. Yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerir. Doğum sonrasında mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli vitamin deposudur ve havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesi de ayrıca faydalıdır.

Fasulye
Taze fasulye, düşük kalorili bir sebze olduğundan rahatlıkla tüketilebilir. Vücudun çalışmasını, gelişmesini ve tamirini sağladığından hamilelik döneminde ve hamilelik sonrasında mutlaka tüketilmelidir. Lif açısından zengin olduğundan bağırsakları çalıştırır. Hamilelik döneminde kabızlığa iyi gelir. Ayrıca taze fasulye; pankreas, böbrekler, karaciğer ve kalbi kuvvetlendirir. Kolesterol seviyesinin düşmesine de yardımcı olur.

Somon Balığı
Bu balık çeşidi omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Somon tüketmek kötü kolesterol seviyesini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Hamilelikte tüketilen somondaki yağ asitleri, bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimini destekler. Hem akıl hem de beden sağlığını koruyan ve fazla kilo aldırmayan somon balığı besin kalitesi yüksek bir yiyecek.Yapılan bir araştırma hamileliklerinde balık yağı açısından zengin bir diyet uygulayan kadınların çocuklarının daha zeki, daha çevik olduklarını ortaya koymuştur. Ayrıca, içinde sağlık için önemli olan omega-3 yağı bulunmasına karşın, balıklar genel olarak daha az yağlıdır, kilo aldırmazlar.

Yağsız Kırmızı Et
Doğum yapmış kadınlarda, vücutlarındaki demir seviyesi düşüktür ve kırmızı et mükkemmel bir demir kaynağıdır. Vücut tarafından iyi emilir. Haftada 3-4 kez yağsız et yemek hamileler için de gereklidir. Ancak hamilelik döneminde yenen etler iyi pişmiş olmalıdır. Genelde sulu yemeklerin içinde ya da köfte olarak veya küçük parçalar şeklinde doğranıp iyi pişirilmiş tüketmek daha iyidir.

Yumurta
Yumurta birçok değişik şekilde tüketilebilir. Sadece hamilelik döneminde iyi pişmiş olarak yenmesi önemlidir. Annelerin zayıf kaslarını yeniden kuvvetlendirecek olan gerekli proteini içerir. Ayrıca, yumurtalar vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı olan D vitaminini de bulundurmaktadır. Uzmanlara göre, kahvaltıda yumurta tüketmek vücut yağlarının yakılmasında da önemli rol oynuyor.


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


4/3/2009 - Annelik sizi hüzünlendirmesin!

Kategori: anne bakim

Annelik sizi hüzünlendirmesin!


güncellenme zamanı  23.1.2009

Anne olmak dünyanın en güzel duygularından biri olarak tarif edilse de, hamilelikten sonraki dönemde bazen psikolojik sorunlar görülebiliyor.

Erginlik, yeni doğum yapmış her kadının sorunudur. Yeni anne ayları psikolojilerindeki bozulmadan rahatsız olsalar da, çoğunlukla önüne geçmekte zorlanırlar. Doğum yaptıktan sonra nelerin çoğu psikolojik bir çöküntü yaşayabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi'nden Yrd. Doç. Dr. Berfu Günel Akbaş, bu durumun insanların70'inde görüldüğüne dikkat iyor. Akbaş, "Annelik hüznü doğumun ilk günlerinde ortaya çıkar. Kolay ağlama, uykusuzluk, evhamlar, neşe, öfke gibi belirtileri olur. Annelik hüznü iğimiz durum bir ayı geçerse doğum sonrası depresyon adını alır.Bu daha ciddi bir durumdur, çünkü doğum sonrası depresyonun tedavi edilmemesi intihar riskini yükseltir. Bir de doğum sonrası psikoz dediğimiz durum vardır. Orada da kişinin gerçeklikle ilgisi kopar, kim halüsinasyonlar görür,  büyük çoğunluğu hastalıklı olduğunu, ya da peygamberolduğunu düşünebilir" diyor. Doğumdan sonra psikiyatrik bozukluğun tedavisinde sabır çok önemli. Akbaş, bu konuda da şunları söylüyor: "Anne erken dönemde bize geldiyse 'Yaşadıklarınız normal, sabretmeniz lazım. Yeni bir sürece başladınız, vücudunuz birtakım değişikliklere maruz kaldı, biraz bekleyeceğiz' diye rahatlatmaya çalışıyoruz. Ailenin desteği bu noktada çok önemlidir. Kültürel olarak da bizim geleneğimizde olan 'lohusalık' dönemi aslında kadını çok rahatlatan bir süreçtir.

Yani biz kültürel olarak da doğum sonrasında kadınlar için hazırlık yapıyoruz. Çünkü doğum sonrası yalnız kalmak, tecrit edilmek kadını çok olumsuz etkiliyor. Kadın o dönemde bebeğine bakamayacağı, annelik yapamayacağı endişesine kapılıyor. Daha da ileri durumlarda uykusu bozuluyor, yemiyor, içmiyor." Bu belirtiler varsa hemen ilaç tedavisine başladıklarını söyleyen Berfu Günel Akbaş, "Tedavi edilmezse daha kalıcı oluyor ve uzun süreli tedaviye gerek duyulabiliyor. Çünkü anne ile bebek arasında bu ilk bağ kurulamazsa çocuğun ileriki yaşamını olumsuz etkiliyor" diyor. Doğum sonrası depresyonun tedavisi mümkün olan ancak tekrarlama riski olabilen bir rahatsızlık olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Akbaş, takibin çok önemli olduğunu vurgulayarak tedavi konusunda şunları söylüyor: "Mesela manik depresif hastalıkların birçoğu bu dönemde başlar. Bir bölümünde tekrarlar, bir bölümünde tekrarlamaz, bir bölümünde de kalıcı olur. Anne ilk doğumundan sonra depresyon geçirdiyse ikinci doğumundan sonra da bu risk yüksektir. O yüzden dikkatli olmak gerekir."

SABIRLA BEKLEMEK LAZIM

• Doğum sonrası psikiyatrik bozuklukları tetikleyen nedenler çok da kesin olarak bilinmiyor. Hormonal dengeler etkili olabilir. Ani fizyolojik ve biyolojik değişikliklere beden uyum sağlayamıyor.

• Eğer kişinin daha önceden psikiyatrik bir rahatsızlığı varsa, doğum sonrası dönem çok riskli dönem oluyor.
• Biyolojik yapı, çevresel faktörler, evlilik sorunları, aile sorunları, zor doğum bunların hepsi tetikleyici neden olabiliyor.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


20/1/2009 - Hamileyken konserveden uzak durun!

Kategori: anne bakim

 


Hamileyken konserveden uzak durun!


Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumu artırabildiği belirtiliyor!

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, bebeklerde doğuştan ortaya çıkan “inmemiş testis”in nedenleri arasında annenin şişmanlığının önemli bir faktör olduğunu belirterek “Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor, ayrıca konserve ve bazı boyalı yiyeceklerin içinde bulunan katkı maddeleri kimyasal özelliklerinden dolayı anne karnındaki bebeğin testisinin inişini etkileyebilir” diyor.

Testistin normalde olması gereken yerde yani vücut boşluğunda olmaması olarak tanımlanan inmemiş testis, yenidoğan yüz çocuktan 5-8’inde görülüyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, “Normalde anne karnındaki bebeğin testisinin 4-5. aylardan itibaren böbreğin yanından yumurtalığa inmesi gerekir. Bunun için de zaman gerekiyor. O nedenle panik yapmaya gerek yok. Çünkü bu başlayan ve devam eden bir süreç” diyor.

Bebek doğduğunda testisin hala yerine inmemiş olabileceğine de dikkat çeken Dr. Sözübir, beklemek gerektiğini belirtiyor:
“Bazı bebeklerde bu gelişim daha yavaş olabilir. Doğuşta inmemiş testis oranı yüzde 5-8’dir ama 1 yaşında inmemiş testis oranı yüzde 2’dir. Çünkü başlayan göç genellikle tamamlanmadan bebek doğmuş olabilir ya da bebek prematüre doğmuş olabilir. Prematüre bebeklerde bu oran yüzde 30’lara kadar çıkabiliyor.”

Dr. Sözübir, inmemiş testisin birçok nedene bağlı olabildiğini belirterek “Bunun için birçok faktör olabilir. Genetik faktörler, hormonal faktörler ya da inişi engelleyen anatomik faktörlerin her biri ya da birden fazlasının bir arada olması inmemiş testisin nedeni olabilir” dedi.

Son yıllarda inmemiş testis, hipospadias ve erkek çocuklarda görülen genital anomalilerde belirgin artış olduğunu ifade eden Dr. Sözübir, bu artan oranların inmemiş testis oluşumunda çevresel faktörlerin de artık önemli olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, “Eskiden tüm dünyada benzer yaygınlıkta olan bu hastalıkların artık belli yörelerde, özellikle batı Avrupa ve Kuzey Amerika da sık görülmeye başlaması çevresel faktörlerin çok daha önemli olduğunu ortaya koymuştur. Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor. Özellikle şişmanlık çok önemli bir faktör. Şişman annelerde fazla olan yağlar östrojen tipi bazı kimyasal maddelerin bu yağ dokusunda birikmesine neden olabiliyor bu maddelerde bebeği etkileyerek, bebeğin erkeksi gelişmini engelleyebiliyor” diyor.

Tedavi gecikirse doğurganlık etkilenebilir

“İnmemiş testistin tek çözümü ameliyat” diyen Doç. Dr. Selami Sözübir, ameliyatla ilgili şu bilgileri veriyor:

“İnmemiş testis sorunu hala erkeklerde kısırlığı etkileyen kriterler arasında birinci sırada. O nedenle zamanında ameliyat kararı verilmesi önemli. Bir testis bozulmaya başladığı zaman vücut bunu yabancı cisim olarak kabul ediyor ve diğer testisi de atmaya başlıyor. İnmemiş testis varsa; tek taraflı bile olsa diğer testisi de olumsuz etkiler. İnmemiş testis için ameliyat kararının çocuk 1 yaşına geldiğinde verilmesi lazım. Çünkü o zamana kadar bebek gelişimini tamamlayabiliyor. İnmemiş testis ameliyatı kolay bir operasyondur. Hasta aynı gün evine gönderilir.”

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


20/10/2008 - Doğum sonrası siz de kendinizi gergin hissediyor musunuz?

Kategori: anne bakim
Doğum sonrası siz de kendinizi gergin hissediyor musunuz?


Doğum yaptıktan sonra annelerin çoğu psikolojik bir çöküntü yaşayabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Berfu Günel Akbaş, bu durumun kadınların neredeyse % 80’ inde görüldüğüne dikkat çekiyor.

Gerginlik, yeni doğum yapmış her kadının sorunudur... Yeni anne adayları psikolojilerindeki bozulmadan rahatsız olsalar da çoğunlukla önüne geçmekte zorlanırlar. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Berfu Günel Akbaş, “Annelik Hüznü” olarak adlandırılan bu durumun çok normal ve geçici olduğunu vurguluyor. Yrd. Doç. Dr. Akbaş, kadının vücudundaki değişikliklerin psikolojisine de yansıdığını belirterek doğum sonrası kadındaki psikolojik bozulmayı şöyle anlatıyor: “Doğum sonrası psikiyatrik rahatsızlıklar genel olarak kadınların % 80’ inde görülür. Bunun en büyük oranını doğum sonrası annelik hüznü dediğimiz dönem oluşturur. Annelik hüznü, doğumun ilk günlerinde ortaya çıkar. Kolay ağlama, uykusuzluk, bir takım evhamlar, neşe, öfke gibi belirtileri olur. Annelik hüznü dediğimiz durum bir ayı geçerse doğum sonrası depresyon adını alır. Bu daha ciddi bir durumdur. Çünkü doğum sonrası depresyonun tedavi edilmemesi intihar riskini yükseltir. Bir de doğum sonrası psikoz dediğimiz bir durum vardır. Orada da annenin gerçeklikle ilgisi kopar, bir takım halüsinasyonlar görür, çocuğunun hastalıklı olduğunu şeytan olduğunu ya da peygamber olduğunu düşünebilir..”

Sabırla Beklemek Lazım

Doğum sonrası psikiyatrik bozuklukları tetikleyen nedenlerin çok da kesin olarak açıklanamadığının altını çizen Yrd. Doç. Dr. Akbaş, “Hormonal dengeler etkili olabilir. Ani fizyolojik ve biyolojik değişikliklere beden uyum sağlayamıyor. Ayrıca eğer kişinin daha önceden psikiyatrik bir rahatsızlığı varsa, doğum sonrası dönem çok riskli dönemdir. Biyolojik yapı, çevresel faktörler, evlilik sorunları, aile sorunları, zor doğum bunların hepsi tetikleyici neden olabilir” diyor.

Yrd. Doç. Dr. Akbaş, kadının yaşadığı doğum sonrası psikiyatrik bozukluğun tedavisinde sabrın çok önemli olduğuna dikkat çekiyor: “Anne erken dönemde bize geldiyse ‘yaşadıklarınız normal, sabretmeniz lazım. Yeni bir sürece başladınız, vücudunuz bir takım değişikliklere maruz kaldı biraz bekleyeceğiz’ diye rahatlatmaya çalışıyoruz. Ailenin desteği bu noktada çok önemli. Kültürel olarak da bizim geleneğimizde olan “lohusalık” dönemi aslında kadını çok rahatlatan bir süreçtir. Yani biz kültürel olarak da doğum sonrasında kadınlar için hazırlık yapıyoruz. Çünkü doğum sonrası yalnız kalmak, tecrit edilmek kadını çok olumsuz etkiliyor. Kadın o dönemde bebeğine bakamayacağı, annelik yapamayacağı endişesine kapılıyor. Daha da ileri durumlarda uykusu bozuluyor, yemiyor, içmiyor.” Bu belirtiler varsa hemen ilaç tedavisine başladıklarını söyleyen Psikiyatrist Berfu Günel Akbaş, “Mutlaka tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık. Tedavi edilmezse daha kalıcı oluyor ve uzun süreli tedaviye gerek duyulabiliyor,. Çünkü anne ile bebek arasında bu ilk bağ kurulamazsa çocuğun ileriki yaşamını olumsuz etkiliyor. Hastalığı ilerlediği için çocuğuna bakmak istemeyen anneler olabiliyor” diyor. Doğum sonrası depresyonun tedavisi mümkün olan ancak tekrarlama riski olabilen bir rahatsızlık olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Akbaş, takibin çok önemli olduğunu vurgulayarak tedavi konusunda şunları söylüyor:

“Mesela manik depresif hastalıkların birçoğu bu dönemde başlar. Bir bölümünde tekrarlar, bir bölümünde tekrarlamaz, bir bölümünde de kalıcı olur. Anne ilk doğumundan sonra depresyon geçirdiyse ikinci doğumundan sonra da bu risk yüksektir. O yüzden dikkatli olmak gerekir. Çünkü hamilelik tek başına riskli bir süreç değildir. Ama doğum sonrası bu hastalığı geçirme olasılığı yüksektir. O nedenle takip çok önemlidir, duruma göre ilaç tedavisine başlamak gerekir. Pek çok ilacın üzerinde hamile ve emziren annelerde kullanılmamalı diye yazar ama artık biraz daha güvenli kullanabiliyoruz ilaçları. Çünkü ilaç verildikten sonra bebeğin kanında yapılan ölçümde anne kanındaki ilacın miktarının yüzde birinden bile az çıktığı belirlenmiş. Yine de ilacı gerçekten çok ihtiyaç duyuluyorsa kullanıyoruz. Ayrıca emzirme açısından kar-zarar hesabı yapıyoruz. Vaka gerçekten çok ağırsa o zaman emzirmeyi kesiyoruz. İlaç tedavisinin yanında eş zamanlı olarak terapiye de başlıyoruz. Zaten erken dönemde gelinmişse tedavisi de gayet rahat biçimde yapılıyor.”
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


10/9/2008 - ANNE SUTUNU ARTTIRMA YONTEMLERI

Kategori: anne bakim
ANNE SUTUNU ARTTIRMA YONTEMLERI
(Bu yazı toplam 14019 defa okundu)

 

Bebeklerin alması gereken tüm besinleri içeren, onları bulaşıcı hastalıklara karşı koruyan ve bağışıklık sisteminin güçlü olmasını sağlayan anne sütünün artırılması için bir dizi önerilerde bulunuluyor.

İlk 4-6 ayda anne sütü, bebek için gerekli tüm besinleri içeriyor. Bu süre içinde anne sütüyle beraberinde başka bir gıda verilmesinin gereksiz olduğu belirtiliyor.

Emzirme anne ile bebek arasındaki ilişki kalitesinin en yüksek seviyede olmasını sağlıyor, aynı zamanda psiko-sosyal ortamı yaratıyor. Anne sütü ile beslenen çocuklarda bulaşıcı hastalıklar daha seyrek görülüyor. Ayrıca araştırmalar, emzirmenin annede meme ve yumurtalık kanseri gelişme olasılığını azalttığını gösteriyor.

Bebeklerin sağlıklı gelişmesi, büyümesi ve hastalıklardan en iyi şekilde korunması için anne sütü vermelisi öneriliyor. Uzmanların, anne sütünün yeterince gelmesi için önerileri şöyle:

• Kendinizi psikolojik olarak emzirmeye hazırlamak, ayrıca emzirme eğitimi ile birlikte meme başının süt vermeye hazır hale getirilmesi için gerekli egzersizleri öğrenmek ve uygulamak için doğumdan önce mutlaka bir çocuk hekimine gitmelisiniz.

• Sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden, bebeğinizi doğar doğmaz ilk yarım saat içinde mutlaka emzirmelisiniz.

• Doğduğu andan itibaren istedikçe emzirilmelidir. Yenidoğan bebekler genellikle 8-10 öğün emmek isterler. Öğün sayısı daha sonra giderek azalır. Sık emzirme bol süt gelmesini sağladığı gibi, göğüslerin şişmesini ve acımasını da önler.

• Emzirmeden önce veya sonra ticari mama, inek sütü ya da başka gıdaların verilmesi, bebeğin aldığı süt miktarını azaltır. Bu durum da daha az süt gelmesine neden olur. Bu tür ek gıdalara, bebek 4-6 aylık olmadan başlamamak gereklidir.

• Başkaca sıvılar vermek için biberon kullanılmamalıdır, bebeğin meme emmesini tümüyle kesebilir. Biberonun gerektirdiği emme şekli meme emilmesinden daha farklı ve kolay olduğu için biberonu tercih etmelerine neden olabilir.

• Anne bebeğini emzirdiği dönemde kendi beslenmesine de özel bir önem göstermelidir. Emziren anne, günde en az iki litre sıvı, en az iki bardak süt içmeli veya yoğurt ve peynir gibi süt ürünlerini yemelidir.

• Protein gereksinimini karşılamak için kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagiller, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerden her öğünde yemelidir.

• Bol bol sebze ve meyve ihmal edilmemelidir.

• Ayrıca sütünün az geldiği düşüncesinde olan annelerin şekerli gıdalardan (pekmez, bal, reçel gibi) daha fazla tüketmesi tıbben tam kanıtlanmış olmamakla birlikte faydalı olacaktır.

• Emziren annenin ruhsal yönden desteklenmesi, huzurlu bir ortam sağlanması ve mutlu edilmesi de son derecede önemlidir.

• Her emzirmede, bir önceki beslenmede en son verilmiş memeden başlanmalıdır.

• Bebeğin emme gücüne bağlı olmakla birlikte her emzirme yaklaşık 20-30 dakika sürmelidir.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


22/7/2008 - Doğum Sonrası

Kategori: anne bakim
Doğum Sonrası
Bu yazı 2.685 kez okundu.

Yaklaşık 40 hafta süren hamilelik döneminde annenin vücudunda bir çok değişiklikler meydana gelir. Doğum sonrasında ise, hamilelik dönemi biter ve vücut eski haline dönmek için çalışmalara başlar.

 

 

Bütün ailenin odak noktası anne adayı iken, şimdi gözler yeni doğmuş küçük aile üyesine çevrilmiştir. Bu süreçte aile üyeleri ve yeni anne kendilerini unuturlar ve bebekle ilgilenmeye başlarlar. Oysa, en az bebek kadar onu dünyaya getiren annenin sağlığı da çok önemlidir. Onun sağlığı ve rahatı emzirmekte olduğu bebeğini de etkilemektedir.

Yeni anne, doğumdan sonra yaklaşık 40 gün kadar süren yeni bir döneme girer. "Lohusalık Dönemi" olarak adlandırılan bu süre içinde annedeki fizyolojik ve psikolojik değişimler eski halinde dönmeye başlar. Doğumdan sonraki ilk saatler önemlidir ve tansiyon, nabız ve kanama miktarı kontrol altında tutulmalıdır. Aşırı kanama, halsizlik, baygınlık ve uyuklama hali mutlaka doktora bildirilmelidir.

Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesidir. "Rahim İnvolüsyonu" olarak adlandırılan bu durum, rahmin doğumdan hemen sonra hamilelik öncesi durumuna dönerek küçülmesidir. Yaklaşık 6 hafta süren bu geri dönüşüm sırasında ilk haftalarda ağrılar hissedilebilir. Özellikle bebeği emzirirken salgılanan hormonlara bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar oluşabilir. Bunlar vücudun normale dönmekte olduğunu gösterir. Ağrıların çok yaşandığı anlarda, doktorun önerdiği ilaçlar kullanılabilir.

Hamilelikte vücudun topladığı su, sık sık idrara çıkarak vücuttan atılır. Dolayısıyla bu normaldir ve sık idrar yapmak idrar yolları enfeksiyonu riskini azalır. Yine bu dönemde bol su tüketmek gereklidir. Doğum sonrasında başlayan kanama ilk başlarda açık renkli ve çoktur. Daha sonra koyulaşıp yoğunlaşabilir. Bebek anneyi emiyorsa bu kanama dönemi daha kısa sürmektedir. Enfeksiyon riski nedeniyle, tampon yerine pedler kullanılmalı ve sık sık değiştirilmelidir. Ayrıca bağırsakları çalıştırmak için, doğumdan sonraki günlerde hemen ayağa kalkıp yürümek bağırsak hareketlerini hızlandırır.

Doğumdan sonra, özellikle ilk günlerde yorulmamalı ve daha çok dinlenilmelidir. Aksi takdirde kanama ve ağrılarda artış yaşanabilir. Yüksek ateş görüldüğünde doktora danışmak gerekir. Doğum sonrası gece terlemeleri ve emzirirken ateş basmaları olabilir, normaldir. Hamilelik sırasında fazla hareket yapılmaması sonucu zayıflayan kaslar doğum sonrasında bel ağrısına neden olabilir. Egzersiz yapmakla bu ağrılar ortadan kalkabilir. Ayrıca fazla kilolar da ağrıya neden olur. Bu nedenle doğum sonrasında aşırı kilo almamaya ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir.

Doğum sonrası ilk aylar yani bebek sadece anne sütüyle beslendiği süre içinde anne yeterli ve dengeli beslenmeli, aşırı ya da yetersiz beslenmeden kaçınmalıdır. Unlu, yağlı ve şekerli kalorisi yüksek olan besinler aşırı yenmemelidir. Bu tip gıdalar süt yerine kilo yapmaktadır. Günde en az 3 litre sıvı tüketmelidir. Ancak çay kahve gibi süt verimini azaltan içecekler yerine su,süt, meyve suyu, ıhlamur gibi içecekler tercih edilmelidir. Yeterli miktarda vitamin ve minerallerin sağlanması için her öğünde taze sebze ve meyve tüketmelidir.

Yeni anne, psikolojik olarak da bazı değişiklikler yaşamaktadır. Onun için bebeğe alışmak kolay değildir. Birdenbire artan sorumluluklar nedeniyle endişe duyabilir. Bebeğine en iyi şekilde bakmayı başarabilmeyi isteyecektir. Dolayısıyla, doğum sonrası ilk günlerde bazı kadınlar nedensiz üzülebilir, aniden ağlamaya başlayabilir. Her konuda endişe duyabilir ve destek arayışlarına girebilir. Özellikle emziriyorsa bu tür inişli çıkışlı duygulara vücuttaki hormonal değişiklikler de sebep olmaktadır. Bunlar normaldir ve bu anlarda yakındaki bir kişiyle konuşmak ya da bebeğe sarılarak onunla ilgilenmek bu endişeleri hafifletmektedir.

Doğumla birlikte memelerinde esas görevi başlar. Memeler büyür ve sertleşir. Bu değişim süreci içinde ağrılar ve çatlaklar meydana gelebilir. Bu nedenle uygun sütyen kullanmak, hijyene önem vermek ve doktorun önerdiği çatlak önleyici kremleri sürmek çözüm olmaktadır. Ayrıca, anne sütünün içinde yağ ve koruyucu maddeler olduğundan meme başını temizlemek için anne kendi sütünü kullanabilir. Emzirmenin başlangıcında memeler acıyabilir. Bebek doğru emiyorsa bu acı giderek azalır ve bebek emdikçe tümüyle geçer.

Doğum sonrası dikkat edilecekler:

Kanama çok artarsa, ateş çıkarsa, akıntı kötü kokuyorsa doktora başvurulmalıdır.
Fazla ayakta durmak, yatmamak dikişlerin iyileşmesini geciktirir. Ağrıya neden olur.
Dikiş yerlerinde kızarıklık, akıntı ve şişme varsa doktora gidilmelidir.
Kanamanın azaltılması için karın masajı yapılabilir.
Yanma tarzında idrar şikayetleri olursa yine doktora bildirilmelidir.
Lohusalıkta, zayıflama diyeti uygulanmamalıdır. Unlu ve yağlı besinlerden fazla yememeğe dikkat etmek yeterlidir.
İlk yıkanmalar ayakta duş şeklinde yapılmalıdır.
Meme başındaki çatlaklar kötüleşir ve emzirmeye olanak vermeyen bir hal alırsa doktora başvurulmalıdır.
Memede 4 - 5 saatten fazla sütün kalmasına ve yumrular yapmasına izin verilmemelidir.
Bol elbiseler, yürürken ve ayakta dururken rahat terlikler giyilmelidir.
Doğum sonu kanaması bittikten ve hazır hissedildiğinde cinsel ilişkiye başlanmalıdır.
Doğum sonrası sarkmalara karşı karnı sarmanın veya korse kullanmanın yararı yoktur. Bunu engellemenin en iyi yolu doğum sonrası egzersizleridir.
Demir hapı almaya devam edilmelidir. Hamilelik süresince vücutta azalan demir depoları dolduğu gibi aynı zamanda süt yoluyla bebeğin demir gereksiniminin bir kısmı karşılanacaktır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


16/12/2007 - Varisi hafife almayın!

Kategori: anne bakim

Varisi hafife almayın!

Varis, estetik bir sorun değildir

 

Özellikle yaz aylarında hiç de hoş olmayan görünümüyle kadınları sıkıntıya sokan varisler, cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilen bir damar hastalığıdır.  Araştırmalar, varisin ayakta durmayı gerektiren meslek gruplarında ve çocuk sahibi kadınlarda daha fazla görüldüğünü ortaya koyuyor.

 

Kadınlarda özellikle yaz aylarında sağlık problemiyle birlikte, estetik olarak sıkıntı yaratan varis, bacaklardaki damarlarda kıvrım kıvrım, mor renkli bir görünüm olarak ortaya çıkıyor. Yaz aylarında yazlık elbiselerin, eteklerin altında bacak estetiğini bozan varis, özellikle sıcak havada bacaklarda karıncalanma ve şişlikle kendini daha da ortaya çıkarıyor.

Oysa varis, sanıldığı gibi sadece estetik bir sorun değil! Normalde yüzeysel toplardamarların içinde bulunan kapakçıklar, kirli kanın kalbe doğru akmasını sağlar. İşte bu kapakçıkların bozulmasıyla, kalbe doğru akması gereken kirli kan, tam tersi aşağı doğru kaçmaya başlar. Bunun sonucunda ise, damarlardaki basınç artarak genişler ve varis meydana gelir. Varis damarları, genellikle bacağın iç kısmında veya baldırın arkasında görülmekte. Bacaklarda istenmeyen görüntüye neden olan varisler, kimi zaman ufak ve mavi-mor damar genişlemeleri şeklinde gelişirken; bazen de bir parmak kalınlığına varacak kadar genişleyebiliyor. Damarlardaki basıncın artıp genişleyerek şiş ve kıvrımlı bir hale gelmesi, varisin estetik bir problemden çok tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık olmasını sağlıyor. Birçok kadının başlangıçta ihmal ettiği varisin, ihmale gelmeyecek bir rahatsızlık olduğundan yola çıkarak, varis ve tedavi yöntemleri hakkında İstanbul Cerrahi Hastanesi’nden Doç. Dr. Sadettin Karacagil’den bilgi aldık.

Varis türleri nelerdir?

Varis hastalığı temelde bacaktaki iki yüzeysel toplardamar sisteminde görülmektedir. Bunlardan birisi  bacağın iç kısmında, diğeri diz arkasındaki baldırdadır. Her iki yüzeysel damarın bir ana dalı, yan dalları ve yan dalların deri içinde bağlantılı olduğu kılcal damarlar vardır. Varis hastalığı yüzeysel  toplardamarın tümünü veya bir bölümünü tutabilir. Gözle görünen varis damarlarının arkasında hangi damarların etkilendiğini bilmek, tedavi planı açısından en önemli noktadır. Bunun için de, duplex ultrasonun doğru teknikle yapılarak yorumlanması çok önemlidir. Dışarıdan gözle görünen bir varisin  ve gözle görünmeyen damarların varisi ancak ultrasonla belirlenir. Deri içinde görünen, genişlemiş kılcal damarlara akrep damarları denir. Bu akrep damarlarının altında, gözle görünmeyen damarlarda da varis olabilir. Bu hastalarda sadece akrep venlerinin tedavisi iyi sonuç vermez. Deri altında görünen  ufak varislere retiküler varis, bundan daha büyük olanlara da yan dal varisleri denir. Ana dal varisleri ise diz altı veya üstünde çok genişlemiş kabarık damarlar olarak görünürler. Her hastada görünüş ve altta yatan neden farklı olabilir.

Varis daha çok kimlerde görülür?

Dünyada birçok ülkede şu ana kadar yapılan araştırmalara rağmen, sonuçlar birbirinden farklı çıkmıştır. Dolayısıyla bu konuda cevaplanmamış birçok soru vardır. Batı ülkelerinde, kadınların yaklaşık yüzde 20 ile 30’unda varis hastalığı vardır. Kadınlarda daha sıklıkla görülür. Varis hastalığının görülmesi yaşla artmaktadır. İrsiyet, varis hastalığının ortaya çıkmasında önemli bir unsur gibi görünse de bilimsel veriler bu konuda yeterli değildir. Ayakta durmayı gerektiren meslek gruplarında ve çocuk sahibi kadınlarda daha fazla görülüyor.

Varis neden ortaya çıkar ?

Çok önemle vurgulanması gereken bir diğer konu bacak varislerinin temelde iki değişik senaryo ile karşımıza çıkabildiğinin bilinmesidir. Bu bağlamda varisleri birincil ve ikincil varisler olarak iki başlık altında değerlendirmemiz gerekir. Birincil varisler, yüzeysel toplardamarların kapakçıklarındaki yetersizlik sonucunda oluşurlar ve derin toplardamar kapakları tamamen normal durumdadır. İkinci olarak tanımladığımız varislere “komplike” varisler de diyebiliriz. Hastada öncelikle tıpta “derin ven trombozu”  ve halk arasında “flebit” denilen pıhtılaşma sonucu derin toplardamarlar tıkanır. Toplar damar içindeki pıhtıların tedavi esnasındaki erime sürecinde, maalesef bu damarların içindeki kapakçıklar bozulur ve hastaların yaklaşık yüzde 30-40‘ında kalıcı “derin toplar damar yetmezliği” oluşur. Bunun sonucunda da bacak toplardamar sistemindeki akış dengesi tam tersine dönmüş olacaktır. Yani yukarıdan aşağıya ve derin toplardamarlardan yüzeysel sisteme doğru yeni bir akım dinamiği oluşacak ve bu yükü kaldıramayan yüzeysel toplardamar sisteminde de “ikincil” varisler oluşacaktır. Bir varis hastası ile karşılaşıldığında tecrübeli ellerde yapılan bir damar ultrasonu ile o kişinin tüm toplardamar haritasının çıkarılması ve varis tipinin tam ve net ayırımının yapılması mümkün olmaktadır. Her iki varis tipinin tedavileri birbirinden ciddi farklılıklar gösterir ve ikincil varislere sahip bir kişiye yapılacak yanlış girişimler çok fena sonuçlar doğurabilmektedir.

Varis ne gibi şikayetlere  neden olur?

Varisi olan birçok hastada temel sorun estetiktir, yani hoşa gitmeyen görüntülerdir. Salt estetik şikayete yol açan varislerin tedavisi günümüzde mümkündür. Diğer şikayet nedenleri özellikle akşama doğru ortaya çıkan, bacaklardaki dolgunluk hissi ve yanmalardır. Bazı hastalarda, özellikle uzun süre ayakta kalındığında ayak bilekleri civarında akşama doğru artan şişme olabilir. Sadece çok az hastada varisler, bacakta bilek civarında renk değişikliklerine ve zor iyileşen yara açılmalarına neden olabilir.

Varisin tanısı nasıl konur ?

Klinik tanısı basittir. Fakat tedavinin planlanması için tecrübeli ellerde, damar ultrasonunun mutlaka yapılması gerekir. Damar ultrasonu, kapak yetmezliklerini ve hangi toplardamarların yetmez olduğunu gösterir. Böylece tedavi için hangi yöntemin uygun olacağına, güvenilir bir şekilde karar verilebilir.

Varisin tedavisi nasıl yapılır ?

Varis tedavisi; varisin derecesine, tipine, hastanın şikayetine, isteğine ve ultrason bulgularına bağlı olarak ciddi değişiklikler gösterir. Hastanın tedaviden beklentisi, elde ne tip teknolojilerin olduğu, ekibin deneyimi, girişimi yapacak kişinin ultrason deneyimi gibi faktörler, tedavinin başarısı üzerinde etkilidir.

Varis çorabının tedaviye katkısı var mıdır?

Çorap kullanarak mevcut varislerin ortadan kaldırılması mümkün değildir. Ancak devamlı ve uygun çorap kullanımıyla hastadaki varislerin daha kötü bir hal alması büyük ölçüde engellenebilir. Eğer hasta devamlı varis çorabı kullanamayacaksa, mevcut varislerden kozmetik açıdan tamamen kurtulmak istiyorsa veya varislere bağlı ayak yarası gelişmişse mutlaka tedavi yöntemlerinden birini seçmelidir.

Tedavi yöntemlerinden bahseder misiniz?

Varisin tedavisi ancak cerrahi yöntemlerle mümkündür. Günümüzde açık ve kapalı cerrahi yöntemlerle hastalar bu sıkıntıdan kurtulabilmektedir. Yüzeysel toplardamarların, açık cerrahi ile çıkarılması uzun yıllardır kullanılan bir yöntemdir. Kasıkta ve bacakta, birkaç yerde kesi yapılarak toplardamar içine “stripper” denilen bir tel sokulur ve tüm yüzeysel toplardamarlar bir uçtan diğer uca çekilerek çıkarılır. Açık cerrahiye, özellikle toplardamarın çok geniş ve kıvrımlı olduğu durumlarda ve diğer yöntemlerin uygulanmasının sakıncalı olduğu hastalarda başvuruluyor.

Kapalı cerrahi yönteminde ise uygulamalardan biri Lazer ve radyofrekans yöntemleri,  milimetrik bir kesiyle ya da hiç kesi yapılmadan ana yüzeysel toplardamarın kurutulması esasına dayanır. Kateterin ucu girişim esnasında ultrason kullanarak belli bir pozisyona getirilir. Daha sonra radyo frekans veya lazer enerjisi verilerek kateterin yavaş yavaş geri çekilmesi sırasında ana yüzeysel toplardamarın tıkanması veya kuruması sağlanır. Hangi yöntemin seçileceğini hastanın beklentileri, varise ait bazı özellikler ve doktorun tecrübesi belirler. Modern tekniklerle yapılan işlemlerde, damar sökülüp atılmıyor. Damarlar, yerinde bırakılarak kapatılıyor. Bu sayede kanın kasıktan aşağıya doğru geri kaçarak akması önlenirken, varisten kaynaklanan rahatsızlıklar da ortadan kalkar. Klasik açık cerrahiye göre estetik sonuçları daha iyidir. Hastanın hastaneye yatmasına gerek kalmaz ve ertesi gün hasta normal yaşamına döner. Skleroterapi de ise, varislerin içine enjektör yardımıyla damarları kurutan ilaç verilerek, toplardamarlarda reaksiyon ve tıkanma sağlanır. Tedavi, hastanın durumuna göre birkaç seans sürebilir. Seansların arasında, bacakların en az üç hafta boyunca bandajlanması gerekmektedir. Kurutulan damarların üzerindeki deride ortaya çıkan renk değişikliği,  hastaların memnuniyetsizliğine neden olurken; kaybolması da çok uzun zaman alabilir.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


9/9/2007 - anneler ve hamileler yapabileceğiniz maskeler burda

Kategori: anne bakim
Kendi Maskenizi Kendiniz Yapın
 
Fazla yorulmadan her zaman elinizin altında bulunabilen doğal malzemelerle bazı maskeler yapabilirsiniz.
Yazın cildimiz zorlanıyor. Sıcak, güneş, ter bir yandan cildimizi yıpratıyor, bir yandan da pasifleştiriyor. İnsanın canı hiçbir şey yapmak istemiyor.
Güneş, deniz, tatil, biraz da tembellik zamanı olan yaz mevsiminde en çok ihmal edilen şeylerin başında cildimiz ve saçımız geliyor. "Nasıl olsa az sonra yeniden terleyeceğim" diyerek nemlendirici bile sürmekten vazgeçiyoruz. Neyse ki yazın cildimizin yağ salgısı doğal olarak biraz artıyor. Öte yandan hafta sonu programlarının peşinde koşmaktan, cilt bakımları yaptırmak için zamanımız kalmıyor. Zaten güzellik merkezleri havalar ısındıktan sonra cilt yenileme tedavilerine ara veriyorlar. Ciltteki en küçük bir tahriş güneşle karşılaşınca lekelere dönüşüyor.

PRATİK UCUZ VE SAĞLIKLI

Evde çok kolay hazırlayabileceğiniz su doğal maskeler, tahriş edici olmadığı gibi tümü gayet pratik, hazırlanışı kolay, maliyetleri ucuz formüller. Yararları ise oldukça büyük. Bu maskeleri yüzünüze, boynunuza hatta dekoltenize uygulayabilirsiniz. İçindeki malzemeler hem cildinizi besler hem de kan dolaşımını artırarak cildinizi canlandıracak. Tümünün içinde yüksek oranda su ile birlikte cildinize yararlı maddeler bulunuyor. Maskeler deri yüzeyine sürülünce hızla buharlaşmaya başlıyor. Böylece cildinizde serinlik hissi ile birlikte damarlarda kan dolaşımını hızlandırıyorlar. Maskeyi temizleyince cildinizde hafif bir kızarıklık fark edebilirsiniz. Bunun nedeni, tahriş değildir, kan dolaşımının hareketlenmesi. Maske cildi uyarıp, masaj etkisi yapıyor.

DOĞANIN HAZİNESİ

Gerçekten bire bir cildimize uyan doğal ürünler sadece cildimizin kendi ürettikleridir. Yağ dokusu, nem, kollajen, yenilenen hücreler gibi. Bunu sağlamak için de yararlı gıdaları elden geldiğince çok tüketmek gerekiyor. Cilde sürüldüğünde iyi geldiğini bildiğimiz doğal malzemeler uzun bir liste oluşturuyor: Limon, çilek, greyfurt, elma, yeşil çay, gül suyu, papatya, bal, kakao yağı, deniz yosunları balık yağı, termal sular, kil çeşitleri, zeytinyağı, badem yağı, kayısı yağı, bergamot, ısırganotu, papaya, aloevera, çay ağacı yağı, buğday özü, lavanta suyu, soya yağı, biberiye, avokado, üzüm çekirdeği yağı ve ekstresi,ayçiçeği yağı, jojoba,susam yağı, ceviz yağı, havuç tohumu, portakal çiçeği suyu, keten tohumu, yulaf ezmesi, yumurta, süt, yoğurt.

MASKELERİN UYGULANIŞI

Maskeyi uygulamadan önce cildinizi güzelce temizleyip tonikle silin. Ardından ılık suyla yıkayın ki, cildiniz besinleri emmeye hazır olsun. Sonra yüzünüze, boynunuza ve üst dekoltenize size en uygun olan maskeyi tatbik edin. 20 dakika kadar bekledikten sonra yine ılık suyla yıkayın. Ardından bir nemlendirici sürmeyi ihmal etmeyin. Yağlı ciltlere haftada iki defa maske yapabilirsiniz. Normal ve kuru ciltler için haftada bir kere yeterli.

YAĞLI CİLTLER İÇİN MASKE

YUMURTA AKI MASKESİ: Yumurta akını iyice çırptıktan sonra içine bir çay kaşığı limon suyu koyun ve bekletmeden yüzünüze-boynunuza sürün.

ŞEFTALİ MASKESİ: Tüylü bir şeftaliyi mutfak robotundan geçirip saf olarak kullanın.

NORMAL CİLTLER İÇİN MASKE

SALATALIK: Salatalıkları halka halka doğrayıp cildinize sürün.

ÇİLEK: Birkaç çileği yıkayıp doğrayın. Sonra ezip bir kaşık arpa unu ile karıştırın.

KIRIŞIKLIK MASKESİ

Bir yumurta akını ayırın, aynı miktarda alkol ile karıştırıp maske yapın.

KURU CİLTLER İÇİN MASKE

YUMURTA SARISI: Yumurtanın sarısını çırptıktan sonra içine birkaç damla elma sirkesi ile birkaç damla zeytinyağı karıştırıp cildinize sürebilirsiniz.

LİMON MASKESİ: 1 limonun suyunu sıkıp, yumurtanın sarısı ve çok az miktarda zeytinyağı ile karıştırın.

BALLI YUMURTA MASKESİ 1 yumurta sarısına 1 yemek kaşığı bal karıştırın.

LEKELİ CİLTLER İÇİN MASKE

HAVUÇ VE ELMA Havuç ile elmayı rendeleyin, karıştırıp cildinize sürün.

ÇİLEKLİ VE SÜTLÜ MASKE Rendelenmiş çileğin içine badem yağı ya da süt ekleyip maskenizi hazırlayın.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


6/9/2007 - Hamilelikte Bakım Ve Güzellik

Kategori: anne bakim

CİLT BAKIMI

Özellikle çatlaklar başta olmak üzere, hamilelik boyunca cildinizdeki değişimlere karşı almanız gereken önlemleri öğrenmeye ne dersiniz?

  • Hamilelik süresince cildiniz için en önemli konu, karın ve göğüs bölgesinde ortaya çıkan çatlaklardır. Cildin aşırı gerilmesine bağlı olarak oluşan çatlaklardan korunmak için, düzenli olarak her gün çatlak kremi ya da badem yağı kullanmalısınız. Özellikle duştan sonra uygulayacağınız kremler daha etkili olacaktır. Cildin kuruluğunu engellemek için, su tüketimini ihmal etmemelisiniz!
  • Vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler, yüzünüzü de etkiler. Bu dönemde nemlendirici kremlere her zamankinde daha çok ihtiyacınız olacaktır.
  • Cildinizde oluşan hassasiyete karşı, dışarı çıkarken mutlaka UV filtreli bir krem kullanarak korunmanız önemli!
  • El ve ayaklarınıza yumuşak hareketlerle süreceğiniz besleyici kremlerle yapacağınız masaj, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır.
  • Hamilelik sürecinde kimyasal içerikli parfüm- deodorantlardan uzak kalmanızı tavsiye ederiz. Mineral içerikli doğal roll-on’lar terlemenizin önüne geçecektir.
  • Mümkün olduğunca az makyaj yapıp, anne olmanın verdiği doğal güzelliğe güvenmeniz de daha doğru bir seçim olacaktır.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


27/8/2007 - haamile bayanlar ın yaptırdığı estetikler

Kategori: anne bakim

(KARIN GERME AMELİYATI)

1-    Abdominoplasti ( karın germe ameliyatı) nedir ?

    karın ve göbekte istenmeyen yağların ve şekil bozukluklarının hızlı bir şekilde ortadan kaldırılması için en geçerli metoddur. Ayrıca estetik cerrahinin de en başarılı operasyonlarından biridir.Özellikle gebelik çatlaklarının ve sarkmış karın derisinin düzeltilmesi için  tek alternatiftir. 


2-    Abdominoplasti nasıl yapılır ?

    Abdominoplasti, genel anestezi altında ve sezaryen ameliyatının uygulandığı bölgeden yapılır. Operasyonda yağ dokusu ve deri fazlalıkları alınır ve karın kaslarındaki gevşeme düzeltilir. Ameliyat sonrasında karın kasları eski formuna kavuşur. Ameliyat süresi 2 - 3 saattir. Aynı ameliyatta karında bulunabilen göbek fıtıkları veya sezaryene bağlı genişlemiş yara izleri düzeltilebilir. Ayrıca,göbek altında kalan çatlakların tamamı, göbek üstünde kalanların ise ancak bir kısmı düzeltilebilir.


3-    Abdominoplasti sonrası kaç günde iyileşirim ?

    Hastanede kalma süresi 2-3 gündür. Hastalar ameliyattan bir hafta sonra poliklinik kontrollerine başkasından yardım almadan gelebilirler. Ameliyattan itibaren 4- 6 hafta kadar karın kaslarının kullanımını gerektiren ağır işler (ağır spor, yük taşınması) yasaklanmakla birlikte günlük işlerin yapılmasında bir engel yoktur..


4-    Karın germe ameliyatı ağrılı mıdır?

   Ağrı sübjektif bir duyudur.İnsandan insana değişkenlik gözteren bir durumdur ancak sezeryan ve diğer karın içi ameliyatlarda geçilmesi gereken periton tabakasının üstünde yapıldığı için abdominoplasti ameliyatının ağrısı sezeryandan daha azdır diyebiliriz.


5-    Karın germe ameliyatı sonrası iz kalır mı?

    Evet, ancak iz bikini çizgisi altında olduğundan gizli kalır. Ancak göbek deliği çevresinde başlarda kızarık, sonraları beyazımsı, sedef rengine dönecek  bir iz kalır.

                                                                             
    Resimde kesi hattı çizgilerle belirtilmiştir.                        Karın kaslarının orta hatta tamiri


6-    Karın germe ameliyatı ile kaç kilo veririm?

    Karın germe işlemi sadece kilosu fazla olan kişilere uygulanan bir yöntem olmayıp, zayıf,ama karın derisi sarkmış, çatlak oluşmuş kişilere de yapılabilir. Ancak bu yöntem kilo verdirmek için değil vücut konturunun düzeltilmesine yönelik bir ameliyattır. Karının sarkık ve çatlak derisi alınır, karın fasyası (ön duvar ) onarılarak form kazandırılır ve bel inceltilmiş olur.


7-    Ameliyat öncesi nelere dikkat etmeliyim?

    Karın germe ameliyatlarından 1 hafta önce aspirin ve benzeri kanın pıhtılaşmasın engelleyen ilaçların alınmaması, sigaranın en az iki hafta önceden bırakılması,ayrıca 2 gün önceden uygun bir barsak yumuşatıcı ilaç kullanılarak mide barsak sisteminin boşaltılması, ameliyat sonrası iyileşme döneminin rahat geçirilmesi için tavsiye edilir.


8-    Ameliyat sonrası korse giyecek miyim?

    Ameliyat sonrasında oluşabilecek şişliklerin ( ödem ) daha çabuk kaybolması ve karın derisinin yerine daha iyi adapte olabilmesi için 2-4 hafta boyunca karın korsesi giyilmelidir.Korse aynı zamanda karın orta hattı fıtığının tamiri (rektus Diastaz onarımı) durumunda iyileşme esnasında fasya adı verilen karın ön duvarını destekler. 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Hadi Diğer Sayfalara ! ->



DENİZNEHİR İ ANA SAYFA YAPIN!

denizin blogu




Hakkımda

bi bakın neler var burda

Son Yazılarım

hayırlı bayramlar arkadaşlar.....
değişik bir bebek battaniyesi
Çalışanların bebeği risk altında
Bebeğiniz Yemeği Reddederse .................
bebek battaniyesiiii
Boş Hamilelik
kolay bebek yelekleri
OĞLUM ABİİİ OLDU ARTIKK
0-3 Ay Bebek Gelişimi
BAYILACAKSINIZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ
Çocuklarda Korku
HARİKA BEBEK ÖRGÜSÜ
Hamileler İçin Önemli Besinler
süppper bir bebek elbisesi
Hamilelikte Yüksek Ateş
Çocuklarda Grip
harika bir battaniyee
Sezeryan Doğum Sonrası İyileşme
İkiz bebekler artıyor!
Annelik sizi hüzünlendirmesin!


Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
ECAY a mutlaka bakın
ecayforum da daha çok bilgi
ECAYnetMODELLERİ ni gördünüz mü?
BEBEKmutfagi nda çok şey öğreneceksiniz..
her kadın güzeldir
taktakıştır sadece takı modelleri
biraz olsun gülümseyin
elişivadisnde gezinin
şiir kutusu


Kategoriler



Arkadaşlarım

merakli
ecay
nurdanhicyilmaz
gazeellem
hayalcem
demetinevi
magicdesignhayaleturet
emay
senaz
ecaynetmodelleri
yurdanur45
filizylmz
sevilayca
serpil69
yaseminle
buseden
hobi69
recaysev
bombac
ecemine
neslihobi
bebekmutfagi
animation
kadinveguzellik
aylacaorguler
elislerivesanat













Disco Inferno - 50 Cent
More at MP3-Codes.com




Bannerimi eklemek için asagidaki kodu al :)



ecay



image hosting file


ARAMA.CC