gebelik ve dogum - bi bakın neler var burda!! bebekler hakkında bilmeniz gerekenler, netten bulduğum ve benim yaptığım bebek örgüleri , hamilelik daha neler var nelerr - Blogcu



ANLATAMIYORUM GALİBA BAZI ZİYARETÇİLERE KEŞKE YAPILIŞLARINI BİLSEM MODELLERİN :( YOKSA PAYLAŞMAZMIYIMMM !!!!




Sana doğru bir kelebek uçurdum, dağları denizleri aştı seni buldu, yanağına ufacık bir öpücük kondurdu.

Hissettin mi?

HOŞGELDİN bebeğim!!!

bi bakın neler var burda!! bebekler hakkında bilmeniz gerekenler, netten bulduğum ve benim yaptığım bebek örgüleri , hamilelik daha neler var nelerr


18/9/2009 - Çalışanların bebeği risk altında

Kategori: gebelik ve dogum

Çalışanların bebeği risk altında  

Bu yazı toplam 75 defa okunduArkadaşına Gönder   Facebook

Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü'nden (Inserm) bilim adamlarının yaptığı araştırma, yoğunluğu veya yağı azaltmak ya da temizlik için kullanılan çözücülerin bebek için tehlike teşkil ettiğini ortaya koydu.

Bu maddelerin gebelikte plasentanın oluşturduğu koruyucu bariyeri geçebildiğini vurgulayan bilim adamları, çözücülerin genellikle solunum yoluyla alındığına ya da deriden geçtiğine dikkati çekti.

3 binden fazlası çalışan olmak üzere 3421 kadının katıldığı, Sylvaine Cordier ve ekibinin araştırmasında, katılımcılardan yüzde 30'u iş yerinde en az bir kere kimyasal çözücülere maruz kaldığını söyledi. Bu maddelere en fazla maruz kalan gebelerin bebeklerinin böbreğinde, idrar yollarında, özellikle erkek bebeklerin genital bölgesinde oluşum bozukluğu ya da bu bebeklerde dudak yarığının meydana gelme riskinin daha fazla olduğu kaydedildi.
"Occupational and Environmental Medicine" dergisinde yayımlanan araştırmada, bu tür oluşum bozukluklarının ortalama yüzde 2-3 olduğu, ancak gebelik başında bu kimyasal maddelere maruz kalan hamilelerde riskin 2,5 kat arttığı vurgulandı.

Temizlik veya sağlık alanında, kuaförde, estetik merkezinde ya da laboratuvarda çalışan kadınların çözücülere en fazla maruz kalanlar olduğu da belirtildi.

Araştırmaya ilişkin makale, Fransız "Le Nouvel Observateur" dergisinde de yer aldı.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


29/3/2009 - Hamilelikte Yüksek Ateş

Kategori: gebelik ve dogum
Hamilelikte Yüksek Ateş
Bu yazı 2.727 kez okundu.

Hamilelik başladığı andan itibaren, anne adayının sorumluluğu bir kat daha artmaktadır. Hamile bir kadın, hem kendine hem de bebeğine iyi bakmak zorundadır. Bu dönem süresince sağlıkla ilgili problemler yaşamamak için büyük çaba harcayan hamileler, bebekleri için risk yaratacak faktörlerden uzak kalmaya çalışmaktadır.

 

Hamile kadınların, özellikle soğuk kış günleri yaklaştıkça sürekli karşılaşacağı hastalıklar onları olumsuz etkilemektedir. Bu hastalıklara yakalanmamak için gösterdikleri çabalara rağmen yine de etkisi altında kalmaları oldukça tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır. Tüm hastalıklar hamileler için büyük risk oluşturmaktadır ama hastalıkların beraberinde getirdiği yüksek ateş, hamile kadınlarda bebekleri açısından çok daha önemli sorunlara yol açmaktadır.

Halk arasında "ateş" olarak isimlendirilse de, uzmanlar vücut sıcaklığının anormal derecede yükselmesini "hipertermi" olarak adlandırılmaktadır. İnsanlardaki normal vücut ısısı 37 derecedir. Bu değer 38.9 derecenin üstüne çıktığında ve belirli bir süre de bu değerde kaldığında anne adaylarında çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Dolayısıyla, yüksek ateşli bir rahatsızlık geçirmemek için anne adayları çok dikkatli olmalıdır.

Vücutta ortaya çıkan her türlü enfeksiyon vücut sıcaklığı artışına yani ateşe neden olmaktadır. Hamilelikte en sık karşılaşılan enfeksiyonlar, idrar yolu ve solunum yolları ile ilgili olanlardır. Dolayısıyla bu tür rahatsızlıklara yakalanmamak için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu tür enfeksiyonların etkisi altında kalındığında mutlaka erken dönemde doktora başvurulmalı ve kontrollerden geçilmelidir.

Hamilelik sırasındaki yüksek ateş, düşüğe ve bebeklerde merkezi sinir sistemi kusurlarına neden olmaktadır. Ayrıca, bunların dışında doğacak bebeğin kalbinde de problemlerin yaşanabileceği bilinmelidir. Yapılan araştırmalar, hastalıklara neden olan enfeksiyonların harcinde, sıcak banyo yapmanın, yoğun egzersiz uygulamanın, hamam ve sauna gibi ortamlarda bulunmanın da yüksek ateşe neden olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Yüksek ateşe karşı

Rutin kontroller ve testler ihmal edilmemelidir.
Soğuk algınlığı, nezle, grip gibi rahatsızlıklarda ateş yüksekliği kontrol edilmelidir.
Hamilelik boyunca saunaya girilmemelidir.
Hamam gibi ortamlarda bulunulmamalıdır.
Sıcak su ile banyo yapılmamalıdır.
Küvette banyo yapılmamalıdır.
Uzun süre banyoda kalınmamalıdır.
Bol su tüketilmelidir.
Kış aylarında doktorunuzun verdiği vitaminler kullanılmalıdır.
Beslenme ve hijyen kurallarına dikkat edilmelidir.

İnsanda "nöral tüp" adı verilen, beyin dokusundan başlayıp boylu boyunca omuriliği de içine alacak şekilde aşağı doğru uzanan bir yapı mevcuttur. Bebekteki nöral tüp gelişiminin her hangi bir nedenle sorunlu olması, tüpün herhangi bir bölgesinin açık kalmasına neden olur. Bu duruma "nöral tüp defekti" (kusuru) adı verilir. Yüksek ateş ile nöral tüp defekti arasında bir etkileşim olduğu uzmanlarca bilinmektedir. Merkezi sinir sistemi döllenme sonrası 3. hafta civarında oluşmaya başlar ve hamilelik boyunca gelişimini sürdürür. Nöral tüpün kapanması ise 18-28. günler arasında gerçekleşir. Bu nedenle yüksek ateşin bu oluşumda rol oynaması oldukça tehlikelidir ve bebekte olumsuz sonuçlar meydana getirebilir.

Bebeğin sinir dokusunun gelişmeye başladığı günlerde annenin yüksek ısıya maruz kalması nöral tüp kusurlarının gelişiminde etkilidir. Sinir dokularının geliştiği günlerde sauna, hamam, sıcak banyo gibi ortamlarda bulunan ya da hastalık nedeniyle beden ısıları 24 saatten fazla süre 38,9 °C’den yüksek olan annelerin nöral tüp kusurlu bebek doğurma olasılığının 3 kat arttığı saptanmıştır.

Yüksek ateşin, anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde etkileri

Erken doğum ya da düşük riski.
Merkezi sinir sisteminde bozukluk.
Başının normalden küçük olması.
Göz ve damak kusurları.
Üst çenede küçüklük.
Kalp kulakçıkları arasında delik.
Kalpte gelişme geriliği.
Kol ve bacaklarda hasar.
İleriki yaşamlarında da öğrenme ve konsantrasyon güçlükleri.

Hamile bir kadının yüksek ateş geçirmesinde; geçirdiği dönem, ateşin yüksekliği ve bu yükseklikte ne kadar süre kaldığı önemlidir. Hamilelikte olumsuz etkilerin yaşandığı ateşin eşik değeri 38.9 derece olarak uzmanlarca belirlenmiştir. Özellikle hamileliğinizin erken dönemlerinde herhangi bir enfeksiyon geçirildiğinde ya da ateşte yükselme görüldüğünde, 38.9 derecenin üzerine çıkmadan önce mutlaka doktora haber verilmelidir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


25/3/2009 - Sezeryan Doğum Sonrası İyileşme

Kategori: gebelik ve dogum
Sezeryan Doğum Sonrası İyileşme
Bu yazı 969 kez okundu.

Sezeryan ameliyatından sonra iyileşme dönemi, diğer büyük karın ameliyatlarındaki gibidir. Dikiş yerlerinde ve karın kaslarında ağrıların olması normaldir. Oturup kalkarken zorlanmalar, gülerken ve ağlarken çekilen ağrılar, öksürürken ya da hapşururken sızlayan dikiş yerleri ameliyatdan geride kalanlardır.

 

Sezeryan doğum sonrası, bebeğinize kavuşmuş mutlu bir annesinizdir ama normal doğum yapanların iyileşme döneminde yaşadığı ağrılara ek olarak, bir de karındaki ameliyatlı bölgenin ağrıları eklenmiştir. Dolayısıyla, ilk haftalarda aileden yardım almak en iyisidir. İlk günler, bebek de dahil, ağır kaldırmamaya dikkat edilmelidir.

Sezeryan yerine, normal doğum yapılmış olsaydı; doğum sonu ağrıları, kanama, memelerde şişme, hormonal değişiklikler, yorgunluk ve halsizlik, saç dökülmeleri, kasıklarda ağrı, aşırı terleme gibi problemler yine yaşanacaktı. Sezeyan doğum ile birlikte karın bölgesindeki 8 kat tabakanın kesilmesi ve dikilmesi ile oluşan ağrı ve sızılar da bütün bunlara ek olarak, doğum sonrasını biraz daha zorlaştırmıştır.

Doğumdan sonra, hastaneden eve dönüldüğünde, anestesinin etkisi tamamen geçmiştir. Bu nedenle yaralı bölgelerdeki ağrılar hissedilmeye başlamıştır. Evdeki ilk günlerde, idrar yapma güçlüğü, bağırsak hareketlerinde rahatsızlık, kabızlık gibi problemler devam edebilir. Yine ilk günlerde yoğun terlemeler, memelerde şişme, halsizlik ve yorgunluk olabilir. Bu nedenle bol su tüketmek faydalı olacaktır.

Hastaneden ayrılırken doktorun verdiği ilaçlar ve vitaminlerin düzenli kullanılması ameliyat ve rahim ağrılarını hafifletecektir. Kanamanın ilk zamanlar biraz fazla olması normaldir. Hastanedeki günlerde kanamanın içeriği kan ve pıhtıdan oluştuğu için koyu kırmızı olması normaldir. Daha sonra evdeki günlerinizde rengi pembeye ve sarımsı beyaza döner. Doktorun verdiği hormon içerikli ilaçlar, hem kanamayı biraz daha azaltacaktır hem de rahmin eski boyutuna dönmesine yardımcı olacaktır. Bu dönemde kasılmaların olması normaldır. Rahim kasılarak, kan damarlarını daraltarak kanamayı önlemektedir. Kasılmayan gevşek rahimlerde kanama daha fazla olmaktadır.

Sezeryan ameliyatından sonra ilk haftalarda, dikişlerin zorlamamak adına fiziksel aktivitelerden kaçınmak gereklidir. Ağır kaldırmak ve sürekli ayakta kalmak sakıncalı olabilmektedir. Sürekli hareket halinde olmak kadar, sürekli yatmak ve hareketsiz kalmak da sakıncalıdır. Bağırsakların ve rahmin düzene girmesi için vücudun alışık olduğu tempoya yavaş yavaş dönülmesi gerekir.

Bebeği düzenli olarak emzirmek sizin toparlanmanızı daha da kolaylaştıracaktır. Emzirmek kasılmaları biraz artırsa da, sonuçda kasılmalar sayesinde vücudun toparlanması da o kadar çabuk olacaktır. Hem bebek hem de bağırsaklardaki hareketler için gaz yapan yiyeceklerden kaçınılması gerekir. Ayrıca, ayakta duş şeklinde banyo yapılmalı kanamanız kesilinceye kadar oturarak banyo yapmak, küvet, jakuzi ve havuza girmek sakıncalıdır. Aynı zamanda, doğum sonu kanaması bittikten sonra hazır hissedildiğinde cinsel ilişkiye başlanmalıdır.

Doğum sonrası ilk doktor kontrolüne kadar kanama çok artarsa, ateş çıkarsa, akıntı kötü kokarsa kesinlikle doktora başvurulmalıdır. Geçmeyen ağrılar, yara yerinde akıntı, şişlik ve ağrı, solunum güçlüğü, bacaklarda şişlik ve kızarıklık, halsizlik gibi durumlar yaşanıyorsa yine doktora gidilmelidir. Emzirme döneminde doktora danışılmadan ilaç alınmamalıdır.

Fiziksel olarak iyleşmenin yanında, duygusal olarak da iyileşmeler yaşanır. Anne ve bebek zamanla birbirlerine alışıp, tanımaya başladıktan sonra psikolojik gel-gitler yavaş yavaş azalır. Emzirme ile arada oluşan bağ sayesinde; annedeki depresyon ve yetersizlik duygusu yerini daha sıcak duygulara ve mutluluğa bırakır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


2/3/2009 - Çoğul gebelik ve ikizler hakkında neler biliyorsunuz?

Kategori: gebelik ve dogum

Çoğul gebelik ve ikizler hakkında neler biliyorsunuz?


güncellenme zamanı  6.2.2009

Çoğul gebelikler, tekil gebeliklere oranla hem anne hem de bebek için daha yüksek risk taşır.

Çoğul gebeliklerde artan riskler:
• Gebelik sırasında preeklampsi
• Gebelik diyabeti
• Kansızlık
• Plasenta yerleşiminin getireceği sorunlar
• Sezaryene gereksinim
• Doğum sonrası kanama ve buna bağlı olarak rahmin alınması
• Bebeklerde anomali
• Bebeklerin sıkışmasına bağlı olarak el ve ayaklarda duruş bozuklukları
• Diskordan büyüme (bebeklerden bir veya daha fazlasının daha az gelişmesi)

Bu sayılan riskler içinde en önemlisi, erken doğum riskidir. Erken doğum sonucunda, bebeklerin yenidoğan bakım ünitelerinde kalmaları gerekebilir. İyi bir yenidoğan bakım ünitesinde bebeklerin yaşam şansı yüksek olmakla birlikte; 28 haftanın altında gerçekleşen doğumlarda yaşama şansı azalır. Ayrıca erken doğan bebeklerde bazı komplikasyonların görülme sıklığı çok daha fazladır. Bu komplikasyonlar bazı kalıcı problemler ile sakatlıklara da yol açabilir.

Çoğul gebelik sürecinde anne adayının takibi nasıl olmalıdır?

Çoğul gebeliği olan anne adayları, gebelik sırasında çok yakın takibe alınmalıdır. Gebeliğin son dönemlerine kadar iki haftada bir anne adayları takip edilmeli; gebeliğin son döneminde ise her hafta gerekli kontroller yapılmalıdır. Bazı özel durumlarda gebelik takibi, daha sık periyotlarda bile yapılabilir.

Üçüz ve daha fazla sayıda çoğul gebeliklerde, gebeliğin önemli bir kısmının hastanede yatarak geçirilmesi gerekebilir. Gebelik sırasında görülme olasılığı artan yüksek tansiyon, diyabet, kansızlık gibi komplikasyonlar erken dönemde tanınmalı ve tedavi edilmelidir. Gerektiği takdirde anne adayı, beslenme konusunda bir diyetisyenden yardım almalıdır.

İkizlere isim seçerken nelere dikkat edilmelidir?
İkizlere isim seçerken aynı hecelerden ve seslerden oluşan isimler koymaktan kaçınılmalı, farklı baş harflerle başlayan isimler konulmalı, hepsine kendi isimleriyle hitap edilmelidir. Ebeveynler aynı harflerle başlayan isimler koymaktan kaçınmalıdırlar çünkü okulda veya sağlık kayıtlarında karışıklığa neden olabilir. Aynı zamanda ebeveynler çocukları için farklı zamanlarda sosyal güvenlik numarası talep ederlerse ilerde yaşanabilecek problemleri önlemiş olurlar.

İkizleri giydirirken nelere dikkat etmeliyiz? Genelde ikizler eş giydirilir bu doğru bir yaklaşım mıdır?
Çoğulları benzer ya da aynı giydirmenin nedenleri dünyaya onların “özel” olduğunu göstermek ya da aralarında rekabet oluşmasını önlemek duygusu olabileceği gibi sadece bu şekilde kıyafet alışverişi yapmak daha hızlı ve bu şekilde giydirmek daha kolay olduğu için de olabilir.

Ayrı giydirmenin çoğullarınızın ayrıştırılmasını kolaylaştırmak, bireyselleşmelerine katkıda bulunmak ve kıyafet paylaşımı nedeniyle her bir bebeğinizin daha fazla sayıda kıyafetten yararlanabilmesi gibi avantajları vardır.

Pek çok çoğul büyüdüğünde kardeşi ile aynı giydirildiği günleri üzülerek hatırlar. Bebekleriniz küçükken eğer aynı giydirme eğilimindeyseniz benzer ama farklı renkli ya da aynı modelde giydirmeyi seçebilir, büyüdükçe kararı onlara bırakabilirsiniz.

İkizleri olan ebeveynlerin ikiz olmayan diğer çocuklarına yaklaşımları nasıl olmalıdır?
• Çoğullar her zaman dikkat çeker. Çoğullara özel ilgi gösterildiğinde ya da iltifat edildiğinde diğer çocuğunuzun kendini dışlanmış hissetmemesi için onu da sürece dahil etmelisiniz : “Bu güzel kıvırcık saçları abilerinden aldılar”
• Şarkı söylemek, kitap okumak gibi birlikte oynayabilecekleri oyunlar bulmalısınız
• Çocuğunuzun kendisine özel zaman ve yer ayırabilmesini sağlamalısınız
• Abi-abla olmak bazen motive edici olsa da, bu durumun çocuğunuzu mutsuz ettiğini hissederseniz bu rolü minimum vurgulamalı ve kullanmalısınız.
• Çocuğunuzun doğum gününün ya da diğer özel günlerinin çoğulların gelişiyle gölgelenmesine izin vermemeli, gerekirse hazırlıkları önceden tamamlamalısınız
• Gerekirse bebekler doğmadan önce büyük çocuğunuzu okul öncesi bir programa veya kreşe yazdırabilirsiniz. Çocuklar bu dönemde istikrarlı bir bakıcıya, rutin eylemlere ve güvende olmaya ihtiyaç duyarlar.

İkiz olan çocukların kendi aralarında geliştirdikleri bir iletişim biçimi olan “İkiz dili” hakkında neler söyleyebilirsiniz?
İkizlerin dil gelişimindeki en çarpıcı olgulardan biri ‘’ikiz dili’’nin ortaya çıkışıdır. Avustralya’da yapılan en son araştırmalar bunun daha az gelişmiş veya özgün dil bozukluğuna yatkın bir dil türü olduğunu savunmaktadırlar. Özellikle de eğer ikiz kardeşler aynı gelişimsel seviye de iseler bu dili kullanma olasılıklarının daha fazla olduğu bilinmektedir. Yine Avustralya’da yapılan bir araştırma ikizlerin birbirleriyle kullandıkların dilin, yetişkinler ile konuşurken kullandıkları dilden daha az gelişmiş olduğunu göstermektedir. İkizlerin daha basit bir dille birbirleri ile konuştukları, daha az kelime kullandıkları izlenmiştir. İngiltere’de yapılan bir çalışma ise ‘’ikiz dilini’’ kullanan ikizlerin (%50 oranında), ikiz dili kullanmayanlara(%11) göre daha fazla konuşma ve dil bozukluğu yaşadığını göstermektedir.

İkizi olan anne – babalara neler tavsiye edersiniz?
Başlangıçta her iki bebeğinize de aynı oranda bağlanamadığınız hissedebilirsiniz. Bundan korkmayın ve bu duygunun birçok çoğul gebelikte yaşanan birşey olduğunu bilmeniz gerekir. Daha az ilişki kuduğunuzu düşündüğünüz bebeğinizle daha fazla göz teması kurmak, dokunmak ve konuşmakla ilgili gayret gösterebilirsiniz. İkizlerin bakımında yardımcı olan diğer bireyler de bazen kendilerini daha yakın hissettikleri bebeklerden birini seçip onun ihtiyaçlarıyla daha fazla ilgilenir olabilirler. Bu da anne ve bebek arasındaki bağlanmayı etkileyebilir. Günlük bakımlarında ve boş saatlerinizde bebeklerinize eşit zaman ayırmaya çalışın. Bir bebeğin bütün sorumluluğunu tek kişinin yüklenmemesine gayret edin.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


24/1/2009 - Yazın doğum yapacaklar için öneriler

Kategori: gebelik ve dogum
Doğum Yöntemleri
 Yazın doğum yapacaklar için öneriler

Yaz ayları, hamileliğinin sekizinci ve dokuzuncu aylarına gelmiş anneler için çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Özellikle de hamilelik için hekimlerin önerdiği sağlıklı kilonun üzerindeki anne adayları sıcaklar, vücutlarında oluşan ödem, bebeğin yarattığı basınç nedeniyle otururken, yürürken ve uyurken sorun yaşıyor. Acıbadem Kocaeli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yıldız Tunçay, anne adaylarının bu sıkıntılarını giderecek önerilerini sizlerle paylaşıyor.

Yaz mevsiminde artan hava sıcaklığı, yüksek nem oranı en çok bebeğin doğumu için artık haftaları, günleri sayan anneleri zorluyor. Karındaki artan basınç mide ve barsaklara baskı yapıyor, akciğer ve kalbi zorluyor. Hamilelik ilerledikçe, anne adaylarının solunum ve dolaşımında sıkıntı oluyor. Sık ve zor nefes almak hamileleri çok zorluyor. Karın içindeki basınç artışı ile akciğerlerin kapasitesi azalıyor, adeta hava açlığı çekiliyor. Kalpte çarpıntılar, ani tansiyon düşmeleri oluyor. Gebelikte kalp dolaşım sisteminde de dolaşan kan miktarının artmasına bağlı olarak, kalbin yükü artıyor, hasta da bunu çarpıntı şeklinde ifade ediyor. Hamilelik ilerledikçe bebeğin yarattığı basınçtan dolayı bacaklardan kalbe dönen kanın yavaşlamasına bağlı olarak bacaklarda ödem ortaya çıkıyor. Sıcak damarların genişlemesine ve geçirgenliğinin artmasına neden olup ödemi artırıyor. Bacaklardan kalbe dönen kan azaldıkça, kalbin vücuda ve beyne pompaladığı kan da azalarak tansiyon düşmelerine ve bayılmalara yol açıyor. Anne adayında anemi (kansızlık) varsa, bacaklarda varis oluştuysa bu şikayetler daha belirgin oluyor. 

Terleme ve su kaybı nasıl bir etki oluşturuyor?

Sıcakla birlikte terleme, su kaybı ve damarların genişlemesinin tansiyon düşmelerine, beyin dolaşımının bozularak bayılmalara neden olur. Bazı küçük önlemler alarak bu sıkıntıları hafifletmek mümkündür.  Öneriler:

• Sıcağın en fazla olduğu öğle saatlerinde dışarı çıkmayın.
• Ani tansiyon düşmeleri, aşırı terleme ve su kaybı, bayılmaya yol açıyor. Vücuttaki su ve mineral kaybını önlemek amacıyla bol su içmek, maden suyu veya az şekerli limonata etkili bir çözüm olabilir.
• Sıcakta uzun süre kalmayın. Geniş kenarlı bir şapka, güneş gözlüğü, güneş koruyucu ürün kullanın. Deniz kenarının serin olacağını düşünerek uzun süre kalmayın.
• Sıcak çarpması vücudun ısısını artırır. Bundan da bebek olumsuz etkilenir. Gölgede kalarak bu olumsuzluğu giderebilirsiniz. • Güneşin etkisini kaybettiği saatlerde ve sabah erken saatlerde kısa süreli güneşlenmeler faydalıdır.
• Bacaklardaki ödemi gidermek için uzun süre ayakta kalmayın. Aynı pozisyonda oturmaktan kaçının. Bacaklarda varisleri olanlara varis çorabı kullanması uygundur.
• Aşırı ve fazla miktarda yemek yememeye, yağlı kızartmalı gıdalar tüketmemeye dikkat edin. Aşırı kilo alımı olanlar hamileler, yediklerinize dikkat ederek, bir beslenme uzmanından destek alın

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


8/1/2009 - Doğum Belirtileri

Kategori: gebelik ve dogum
Doğum Belirtileri
Bu yazı 4.932 kez okundu.

Doğum, her anne adayının endişe duyduğu bir olaydır. Bu olağanüstü olayın yaşanacak olması kaygıları da beraberinde getirmektedir. Kaygıların haricinde, doğumun başladığını anlayabilme ve hastaneye geç kalmadan zamanında gidebilme korkusu da anne adaylarını ruhsal olarak etkilemektedir.

 

Doğum belirtileri çeşitlidir. Hamilelik süresince rahmin kasılmasından dolayı yalancı doğum ağrıları yaşanabilir. Bu yalancı doğum ağrılarına aldanmamak ve işi şansa bırakmamak için, yalancı ve gerçek doğum belirtilerini öğrenmek korku ve endişeleri biraz da olsa gidermektedir.

Doğum eylemi, her hamileye ait özel bir durumdur. Dolayısıyla da doğumun başlangıç belirtileri standart değildir. Doğum öncesi bedensel değişiklikler bir saat öncesinde ortaya çıkabildiği gibi bir kaç hafta önceden de yaşanabilir. Doğumun yaklaştığını gösteren belirtiler her anne adayında yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir. Bu da normaldir. Bazılarında doğum öncesi belirtilerde şiddetli ağrılar olurken, bazılarında önce su ve kanlı akıntı gelebilir. Doğumun yaklaştığını gösteren değişiklikler genellikle şunlardır:

Bebeğin aşağıya inmesi ve yerleşmesi:
Doğum yaklaşırken bebeğin başı doğum kanalına iner. Bu durum hamile olan anne de rahatlama yaratır. Göğüs kafesine olan baskı azaldığından, anne daha rahat nefes alıp verir. Mide ve bağırsak şikayetleri azalır. Mesane üzerinde baskı arttığından, sık sık idrara çıkılır.

Kasılmalar:
Genellikle hamileliğin 20. haftasından sonra başlayan kasılmalar, doğum esnasında bebeği dışarı itecek gerçek kasılmaların provası niteliğindedir. Sancısız ve çok kısa süren bu kasılmalar hamileliğin sonlarına doğru sıklaşır ve şiddetlenir. Kasılmalar pozisyon değişmekle azalmaz. Doğumun başladığını anlamak için kasılmaları saymak ve sürelerinden emin olmak önemlidir.

Ağrılar:
Karında, kasıklarda ve belde ağrılar başlar. Bu ağrılar düzenlidir. Karında sertleşme ile birlikte ağrının hissedilmesi doğumun yaklaştığının habercisidir. Başlangıçta hafif olan, kısa süren ve seyrek olan bu ağrılar gittikçe daha uzun, şiddetli ve sık hale gelir. Her durumda devam eder, geçmez.

Nişan gelmesi:
Vajinadan gelen kanlı sıvıya, halk arasında nişan denir. Hamilelik döneminde kapalı olan rahim ağzında, rahmi ve bebeği enfeksyonlardan korumak amacıyla sümükümsü bir tıkaç oluşur. Rahimdeki kasılmaların etkisiyle genişleyen rahim ağzından bu tıkaç düşer. Anne adayı bunu kanlı ya da pembemsi bir akıntı şeklinde fark eder. Nişan geldiğinde hemen hastaneye gitmek gerekmez. Bu doğumun çok yaklaştığını bugün yarın doğumun gerçekleşeceğini gösterir.

Suyun gelmesi:
Anne karnında bebeği saran ve koruyan su kesesinin, kasılmalar ya da gerilmeler nedeniyle yırtılarak rahimden dışarı akmasıdır. Suyun gelmesi doğum başlangıç belirtisideir ve ağrıların ya da diğer belirtilerin başlayıp başlamadığına baklımaksızın doktora haber verilmelidir. Suyun gelmesi genellikle bol miktarda olduğundan kıyafetleri ıslatacak şekildedir. Koyu ve kıvamlı değil, su gibi akışkandır ve farketmemek mümkün değildir. Kesedeki yırtık küçük ve sıyrık şeklinde ise, sıvı sızıntı şeklinde akacağından idrar ile karıştırılmamalıdır. Sıvının kendine has tatlı bir kokusu ve çok açık sarı rengi vardır. Burada bilinmesi gereken diğer bir durum, kese yırtıldıktan sonra bebeğin ve anne rahminin mikrop almasının kolaylaştığıdır. Dolayısıyla su geldiğinde hastaneye hemen gitmek anne ve bebek için sağlıklıdır. Doğum eylemi suyun gelmesinden sonra yaklaşık 12-24 saat içinde başlar.

Doğum öncesinde, yalancı ve gerçek doğum belirtilerini anlamak için aşağıdaki maddeleri dikkate almak, anne adayını biraz daha rahatlatabilir.

Kasılmalar düzenli değilse ve sıklığı ile şiddeti artmıyorsa
Ağrı sırt yerine karnın aşağısında hissediliyorsa
Yürümekle ve duruşunuzu değiştirmekle kasılmalar geçiyorsa
Kasılmalarla bebeğin hareketleri kısa süreli olarak artıyorsa
gerçek doğum henüz başlamamış demektir.

Doğum öncesi kasılmalar daha güçlü, daha sık hale gelmişse
Kasılmalar hareket ettiğinizde artıyorsa ve duruş değiştirmenize rağmen azalmıyorsa
Sancı sırtta başlayıp karın, kasıklar ve bacaklara kadar yayılıyorsa
Kasılmalar düzenli ve çok kısa aralarla geliyor ve dinlenmekle geçmiyorsa
Pembe veya kanlı nişan gelmişse
Su kesesi yırtılmışsa
Bebeğin başı doğum yoluna girmişse
Kasılmaların etkisiyle rahim ağzı yumuşayıp açılmışsa
doğum yaklaşmış demektir.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


4/1/2009 - Doğum Sonrası Psikoloji

Kategori: gebelik ve dogum
Doğum Sonrası Psikoloji
Bu yazı 2.320 kez okundu.

Doğum öncesi hamilelik döneminde anne fiziksel ve ruhsal bir çok değişim yaşadığı gibi, doğum sonrası da daha farklı değişimler yaşar. Bu değişimler kendini; hormonal, duygusal, fiziksel ve psikolojik olarak kendini gösterir. Anne artık bebeği ile başbaşadır ve ikisi de alışık olmadıkları bir yaşam içinde birbirleri ile iletişim kurmaya çabalarlar.

 

Doğumdan sonraki günlerde anne bebeğine kavuşmanın verdiği mutluluğu yaşasa da; doğumun verdiği ağrılar, stresli ve uykusuz acemilik günleri, anneye zor anlar yaşatmaktadır. Bütün bunların yanında, 'acaba nasıl başedeceğim?' endişeleri duyarak, iyi bir anne olup olmayacağı saplantılarını yaşamaya başlar.

Doğumdan sonra annede yaşanan rahatsızlıklar genelde, melankoli, depresyon ve psikoz olarak yaşanır. Bütün bu rahatsızlıklarda annenin çevresindeki kişilerden destek görmesi bu durumu atlatabilmesi için çok önemlidir. Doğum sonrası problem yaşayan kadınların çoğu, bu durumdan utanırlar ve sıkıntılarını başkalarından saklamaya çalışırlar.

Doğum Sonrası Melankoli

Kadınların çoğunluğunda görülen bu durum aslında normaldir. Doğumun bir parçası olarak düşünülebilir. İlk haftalarda yaşanan melankoli, bir kaç hafta sonra kendiliğinden kaybolur. Burada annenin ailesinden ve çevresinden aldığı destekle duruma çabuk alışması, melankolinin daha çabuk atlatılmasını sağlamaktadır.

Melankoli belirtileri ise şu şekilde sıralanabilir:
Uykusuzluk
Halsizlik
Başağrıları
Aşırı duygusallık
Ağlama krizleri
Asabiyet
Dikkat eksikliği
İştahsızlık

Doğum Sonrası Depresyon

Yeni doğum yapmış kadınların bir kısmında görülen bu durum, melankoliden daha ciddidir ve süresi çok daha uzun sürmektedir. Hormonal değişikliklerin neden olduğu düşünülen bu depresyon genelde doğumdan sonraki ilk haftalarda kendini gösterir. Yaşanan hormonal değişikliklerin yanına; aile anlaşmazlıkları, ekonomik problemler, bebeğe karşı aşırı sorumluluk dugusu, ilk anneliğin verdiği aşırı heyecan ve stres, daha az bilgiye sahip olma, genç yaşta anne olma gibi olayların da katkısıyla depresyon daha çok yaşanmaktadır. Tedavide psikoterapi ve antidepresan ilaçlar fayda gösterirken, emziren anneler de ise ilaç kullanımı mutlaka kadın doğum doktorları ile değerlendirilmelidir. Tedavi sonrası en geç 1 yıl içinde iyleşme gözlemlenmektedir.

İnsanlar genelde doğum sonrası depresyonunu anlamakta zorluk çekerler. Bu çok büyük değişikliklerin olduğu bir zamanda ortaya çıkar ve yeni anne olanlar neyin normal olduğunu veya ne beklemeleri gerektiğini bilemezler. Sorun yavaş yavaş büyüyebilir ve genelde anneler doğum sonrası depresyonunu yaşadıklarını anlamakta zorluk çekip, sorunun kendi eksikliklerinden kaynaklandığını düşünebilirler.

Depresyon belirtileri ise şu şekilde sıralanabilir:
Mutsuz ve çaresiz hissetme
Aşırı ağlama ya da hiç ağlayamama
İsteksizlik ve halsizlik
Sinirlilik
Uyku bozuklukları
Bebeğe karşı ilgisizlik
Kendini değersiz hissetme
Sürekli gergin ve panik olma
Suçluluk hissetme
Cinsel ilişkiden soğuma
Yerinde duramama ve rahatlayamama
İştahta azalma
Bebek ile ilgili aşırı endişe duyma
Sürekli kendini eleştirme
Net olmayan düşünceler
İnsanlardan uzaklaşma
Eve ya da odaya kapanma
Kontrolü kaybetme
Ölüm ve intihar düşünceleri


Doğum Sonrası Psikoz

Annenin doğumdan sonra yaşadığı en ciddi psikolojik rahatsızlıktır. Çok nadir rastlansa da, ciddi ruh hali ve davranış bozuklukları şeklinde, aniden ortaya çıkar. Doğum sonrası psikozu geçiren kadınlar, çok fazla gergin olurlar, kafaları çok karışıktır ve genelde kendileri ve bebekleri ile ilgili çok rahatsızlık veren inanışları vardır. Melankoli ve depresyon belirtilerinin haricinde, ciddi halüsinasyonlar (gerçek olmayan şeyler görmek ve duymak) ya da hezeyanlar (gerçek olmayan şeylere inanma) yaşayabilirler.

Anne bütün düşüncelerini bebek üzerine odaklayabilir ve bu durumda aşırı koruyucu takıntılar geliştirebilir. İleri derecedeki depresyonlarda görüldüğü gibi, intihar düşünceleri ve girişimleri olabilir.

Doğum sonrası psikozu yaşayan anneler mutlaka bir uzman psikoloğa gitmelidir. Ayrıca, ilaçla tedavi şekli de uygulandığından anne hastanede tedavi görebilir. Uygun ve erken teşhis ile tedavi kısa sürede etkili olmakta ve olumlu sonuçlar vermektedir.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


27/12/2008 - Doğum Öncesi Psikoloji

Kategori: gebelik ve dogum
Doğum Öncesi Psikoloji
Bu yazı 3.139 kez okundu.

Hamilelik her kadının hayatında bir dönüm noktası. Hamile olduğunu öğrenen her kadın yeni bir döneme giriyor. Bu dönemde yaşanan fiziksel değişikliklerin yanında bir de psikolojik değişiklikler ekleniyor. Bütün duyguları aynı anda yaşayan anne adayı, kendine destek arıyor.

 

Bu dönemde tüm duyguların bir arada yaşanması son derece normaldir. Çünkü anne hem hamileliği hem de kendini keşfetmeye başlamıştır. Kendini farklı ve değişen bir bedende gözlemlerken, hamileliğin getirdiği fiziksel sorunları yaşarken, bir taraftan da bebekle ilgili aklında oluşan bir çok soruyla da baş etmeye çalışmaktadır. Bu durumda annenin yapması gereken tek şey; hamilelik durumunu kabullenip, tüm bu yaşanan duyguların bu döneme has olduğunu düşünmesidir. Ayrıca, bebeğin içerde kendisine bağlı yaşadığını hissetmeli, arkasına yaslanarak bunun keyfini çıkartmalıdır.

İnsanlar bilmedikleri konularda daha çok telaşlanır, acemilik çeker ve sorun yaşarlar. Bu nedenle hamilelikte ilk adım yeterli bilgi edinme olmalıdır. Bilgiyi doğru kaynaktan almak kadar bilginin veriliş tarzı da önemlidir. Kontrolü kaybetmemek ve daha az sorun yaşamak için, mutlaka annenin rahat edeceği bir doktorla bu dönemi geçirmesi en iyi seçimdir. Çünkü anne adayı dokuz ay boyunca, fiziksel değişimin getirdiği rahatsızlıkların yanında, endişe, korku, telaş, kaygı ve huzursuzluğu da yaşamaktadır.

Doktor dışında, daha çok bilgi alabileceği kitaplardan, internetten ve hamilelik kurslarından da faydalanabilir. Böylece daha fazla bilginin verdiği güç ve bilinçlilikle daha az telaş ve acemilik yaşanacaktır. Anne adayı, hamilelikte yaşadığı psikolojik problemler haricinde, doğum konusundaki olumsuz düşüncelerini de bu şekilde aydınlığa kavuşturabilir.

Fiziksel olarak yaşanılan her türlü rahatsızlıklar ve problemler anneyi hamilelikten soğutmamalı, doğacak bebeğin mutluluğu ve bu problemlerin kısa süre sonra biteceği düşünülmelidir. Bebeğe iyi bir anne olup olamama kaygısı, iyi bir gelecek verememe korkusu, sağlıklı bir doğum gerçekleştirememe endişesi annenin aklını sürekli meşgul edecektir. Oysa bu düşünceleri uykularını kaçıracak kadar büyütmek yersizdir. Çünkü, doğum sonrasında bebeğini kucağına alan annenin düşünceleri tamamen değişecek, ona dokunmanın verdiği heyecanla bu endişeler silinecektir.

Anne adayının eşi ve ailesi ile olan ilişkisi de bu dönemde çok büyük rol oynamaktadır. Dolayısıyla yeni anne korkularını, kaygılarını, sorunlarını özellikle eşi ile paylaşmalıdır. Anne ve baba, ebeveyn olma sorumluluklarını birlikte üzerlerine almalıdırlar. Eşinin bu desteği ile anne duygusal olarak beslenir ve kendine güven duyar hale gelir. Annenin sağlıklı psikolojik durumu, bebeği de olumlu yönde etkileyecektir. Eş desteğinin yanında aile ve arkadaş desteği de önemlidir. Bazı problemleri eş yerine, bir anne ya da hamilelik konusunda deneyimli bir arkadaş yardımı ile çözmek daha kolay olabilmektedir.

Sağlıklı çocuk yetiştirmek hamilelik döneminde başlayan bir süreçtir. Anne adayı kendi duygularını doğru tanıdıkça, bebeğine daha sağlıklı bir anne modeli oluşturacaktır. Eğer duygularını tanımaktan kaçınır, onları görmezden gelirse, destek almaz ise gerginlik ve stres dolu bir dönem yaşanması ve bunun bebeği de etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.

Anne tüm bu duyguları yaşarken biraz daha sakinleşmek için, basit bir spor ya da bir hobi ile uğraşabilir. Bunlar; yüzme, yürüyüş, resim yapma, boncuklarla uğraşma, dikiş dikme, yeni yemek tarifleri deneme gibi uğraşlar olabilir. Eğer çalışıyorsa ve sağlıklı bir hamilelik geçiriyorsa iş yerine doktor kontrolünde devam edebilir. Bu şekilde kendini meşgul ederek, hamilelik endişeleri ile daha az yüz yüze gelecek ve daha az kaygı duyacaktır. Önemli olan dokuz ay süresince, stresten uzak, sakin ve huzurlu günler yaşamaktır.

Hamile olmasalar bile kadınların bakımlı olma çabaları onları rahatlatmakta ve psikolojilerini olumlu yönde etkilemektedir. Dolayısıyla, anne adayları kendilerini daha iyi hissetmeleri açısından; el-ayak bakımı, saç şekillerinde değişiklik, bir kaç giysi ve aksesuvar alışverişi, farklı renkte makyaj malzemeleri ile kendilerini olumlu yönde motive edebilirler. Bu konuda dikkat edilmesi gereken konu, yapılan bakım uygulamalarının hijyen ve sağlıklı ürünler çerçevesinde olmasıdır. Bunların haricinde; düzenli uyuma, dengeli beslenme, arada ılık duş alma ve masaj yaptırma gibi şeyler de hamilelik dönemini rahat geçirmek için gözardı edilmemelidir.

Özetle, bilinmesi gereken tek şey; hamile bir kadının çok hassas olduğudur. Üzerinde durulmaması gereken çok basit bir konuyu büyütebilir, küçük bir olayda saatlerce gözyaşı dökebilir, olmadık şeylere sinirlenebilirler. Hamile anne bunun her ne kadar farkında olsa da, kendini tutamadığı da ayrı bir gerçektir. Unutulmamalıdır ki; hamilelik, doğum ve arkasından gelen annelik, her kadının yaşamak isteyeceği ve bilinçli bir şekilde yaklaşılırsa, büyük mutlulukları beraberinde getiren, kadınlara verilmiş en güzel armağandır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


25/12/2008 - Hamilelikte Obezite

Kategori: gebelik ve dogum
Hamilelikte Obezite
Bu yazı 269 kez okundu.

Obezite ya da şişmanlık; besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fiziksel aktivite ile tüketilen enerji miktarını aştığı durumda ortaya çıkar. Sağlığı tehlikeye sokacak kadar vücutta yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan bu hastalığın hamilelik üzerindeki etkisi de oldukça büyüktür.

 

Obezite, insan vücudundaki solunum ve sindirim sistemi, kalp ve damar sistemi, hormonal sistem gibi sistemleri etkileyen ve birçok önemli rahatsızlığa zemin hazırlayan bir hastalıktır. Yüksek tansiyon ve kolesterol, kalp hastalıkları, şeker hastalığı, bazı kanserler ve eklem hastalıkları obezite ile doğrudan ilişkilidir. Hamilelik öncesinde obezite problemi olan anne adaylarının hamilelikleri sırasında problem yaşama olasılıkları oldukça fazladır. Buna bağlı olarak da bebekte anomaliler dahil olmak üzere çeşitli sorunların ortaya çıkma olasılığı da yüksektir.

Vücut ağırlığı ideal ağılıktan %20 ya da daha fazla artmış ise bu durum obesite olarak adlandırılmakta ve bu kilo artışı kadınlarda hormonları da olumsuz etkilemektedir. Vücut ağırlığı son derece karmaşık bir hormonal zincire bağlıdır ve hormonların özellikle hamilelik döneminde farklı çalışması anne ve bebek için sakıncalıdır.

Obeziteye neden olan faktörler arasında yaş önemli bir etkendir. Yaşın ilerlemesi ile birlikte vücudun metabolizması da gittikçe yavaşlar. Yaşlandıkça kişi aynı miktarda yemek yemekten kaçınmalıdır. Ayrıca, kadınların metabolizma hızı erkeklerden düşük olduğundan daha kolay kilo alırlar. Obezite de genetik faktörler de önemlidir. Aile hikayesinde obezite olan kadınların da eğilimleri oldukça yüksektir. Kişinin yaşam tarzı, psikolojisi, fiziksel aktivitesi de obezite de etkilidir. Daha çok hareket eden, düzenli yürüyüşler yapan, dengeli beslenen ve stress yaşamadan daha rahat hamilelik geçiren anne adaylarında obezite riskinden bahsetmek mümkün değildir.

Kilolu anne adaylarında hamileliğe bağlı şeker hastalığının görülme olasılığı oldukça yüksektir. Ayrıca aşırı kilo nedeniyle yumurtlama problemleri de olabileceğinden, hamile kalmakta da güçlükler yaşanabilmektedir. Obezite kadınlarda yüksek tansiyona ve buna bağlı olarak da tehlikeli komplikasyonlara da neden olabilmektedir. Preeklempsi ve eklempsi görülme olasılığı da oldukça yüksektir. Bu da bebekte gelişme geriliğine sebebiyet verebilir. Annede ise kalp, böbrek ve karaciğer problemleri görülür. Erken doğum riski de söz konusu olabilmektedir.

Ayrıca obez anne adaylarının doğum esnasında problem yaşamaları zayıf annelere göre çok daha fazladır. Bebeğin iri olma olasılığı vardır ve doğumda bir çok ciddi problemlerle karşılaşmak kaçınılmazdır. Normal doğum yerine sezeryan gerekliliği artar ama bu operasyon sonrası da enfeksiyon gibi diğer komplikasyonlara da yakalanma riski ile karşı karşıya kalınabilir.

Obez anneden dünyaya gelen bebeklerde, doğum sonrası kontrollerinde apgar skorları düşük çıkabilmektedir. Bebeğin de yağ dokusu fazladır ve iri doğma riski büyük olduğundan doğum travması ya da bebeği kaybetme riskiyle karşı karşıya kalınabilmektedir. Bebeğin obezite bir anneden doğması, doğumsal kusurların görülme olasılığını da artırmaktadır. Nöral tüp defekti riski, kalp rahatsızlıkları ve erkek bebeklerde inmemiş testis görülme riski de artmaktadır.

Obezite genel bir sağlık sorunu olarak görülse de hamilelik açısından oldukça risk taşımaktadır. Dolayısıyla obezite olan ya da olma riski taşıyan kişiler anneliği düşünmeden önce bu fazla kilolardan kurtulmalıdırlar. Hamilelik süresince de doktor kontrolünde diyet uygulayarak bu dönemi kontrollü geçirmelidir.

Obezite riskini azaltmak için;

Yenmemesi gereken ve yüksek enerjili besinler satın alınmamalı.
Aşerme konusunda kilo aldırıcı yemekler için 2-3 lokma yeterli olmalı.
Bebeğe daha faydalı olan sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeli.
Yiyecek alışverişi tok karnına yapılmalı.
Boş zamanlarda yiyecek alıştırmak yerine egzersiz yapılmalı.
Cips gibi abur cubur yerine süt ya da yoğurt gibi besinler tercih edilmeli.
Öğün atlamadan sık aralıklarla azar azar yemek yenilmeli.
Göz önünde yiyecek bulundurulmamalı.
Tabağa yenecek kadar yemek alınmalı,
Yemekler mümkün olduğunca yavaş ve iyi çiğneyerek yenmeli.
Yemek yerken televizyon izlenmemeli.
Akşam yemeği saati geç olmamalı.
Yemeklerdeki yağ miktarı azaltılmalı ve etli yemeklere yağ konulmamalı.
Kızartma yemekleri yerine haşlama yemekler tercih edilmeli.
Bol su içilmeli.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


25/10/2008 - Sezaryenle doğumda patlama

Kategori: gebelik ve dogum

Sezaryenle doğumda patlama
Sezaryenle doğumda patlama
06 Ekim 2008 10:26
Sağlık Bakanlığı, Türkiye'nin aralarında bulunduğu birçok ülkede sezaryenle doğum oranlarında artış olduğunun belirlendiğini açıkladı. Bakanlık olması gereken oranı da açıkladı.
<_script /> <_script /> <_script /> <_script /><_script /> window.google_render_ad();<_script />

Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürlüğü Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması Daire Başkanı Dr. Rukiye Gül, geçen yıl hastanelere kayıtlı 1 milyon 126 bin canlı doğum yapıldığını, bu rakamın yüzde 42,5'inin sezaryen, yüzde 57,5'inin normal doğum olduğunu bildirdi.

Gül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin aralarında bulunduğu birçok ülkede sezaryenle doğum oranlarında artış olduğunun belirlendiğini söyledi.

Sezaryenin ilk başlarda anne adayının hayatını kurtarmak için ''umutsuz'' yapılan bir ameliyat, sonralarında bebeğin yaşamını kurtaracak ''düşük riskli bir operasyon olduğunu ifade eden Gül, şimdilerde ise tıbbi zorunluluğun dışında ''anne adayının istediği ve hekimin hayatını kolaylaştıran bir tercih'' olduğunu kaydetti.

Normal doğumun doğal ve fizyolojik bir süreç, sezaryenin ise gerektiğinde kullanılması gereken bir ameliyat olduğunu ifade eden Gül, normal doğumdan hemen sonra bebek ile doğrudan tensel ve duygusal iletişim mümkünken, sezaryende bu ilişkinin ertelendiğini belirtti.

Gül, annenin normal doğumdan sonra daha kısa sürede iyileştiği için günlük yaşama geçişinin çok hızlı olduğunu, sezaryenden sonra bu sürecin daha fazla zaman aldığını; normal doğumda annenin kanama, enfeksiyon, organ ve doku hasarı, pıhtı oluşumu riskinin sezaryene göre daha düşük ve ekonomik açıdan daha uygun olduğunu bildirdi.

Sezaryenin 1960'larda doğum kanalının dar ya da plesantanın yerleşim yerinin uygun olmaması gibi nedenlerle uygulandığını anlatan Rukiye Gül, şunları kaydetti:

''Annenin doğum sürecinde çektiği ağrılı döneme ilişkin korku ve endişe sezaryen isteğini artırmaktadır. Bu nedenle özellikle gebelik dönemi izlemlerinde kadının bu endişelerini gidermeye yönelik danışmanlık yapılmalı, gerekirse profesyonel yardım alınmalıdır.

Ağrısız doğum olarak bilinen epidural anestezi ile yapılan doğumları artırmak amacıyla uygulamanın yaygınlaştırılmasına yönelik programlar düzenlenmelidir.''

-''ORANI YÜZDE 25'LERE İNDİRMEK İSTİYORUZ''-

Gül, tüm doğumlar arasındaki sezaryen oranlarının İngiltere'de 1990'da yüzde 11,2, 2005'te yüzde 14,1 ve 2002'de yüzde 21,6, Fransa'da 1990'da yüzde 13,9, 1995'te yüzde 14,9 ve 2003'te yüzde 18,7, Almanya'da 1990'da yüzde 15,7, 1995'te yüzde 17,2, 2003'te yüzde 24,8, ABD'de 2002'de yüzde 21, 2003'te yüzde 27,6 ve 2006'ta yüzde 31 olarak belirlendiğini bildirdi.

Avrupa ülkelerinde olduğu gibi son 10 yıl içinde Türkiye'deki doğumlarda da sezaryen oranlarının ciddi artış gösterdiğini dile getiren Gül, şunları kaydetti:

''Her 5 yılda bir yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verilerine göre, 1998 yılında tüm doğumlar arasındaki sezaryen oranı yüzde 14, 2003'te yüzde 21,4 iken Sağlık Bakanlığı verilerine göre hastane doğumları arasındaki sezaryen oranı 2005'te yüzde 40,7, 2006'da 40,3 ve 2007'de yüzde 42,5'tir.

Yıllara göre sağlık kuruluşunda doğum oranları ise 1993'te yüzde 59,6, 1998'te yüzde 72,5 ve 2003'te yüzde 78'dir.

Yine 1993'te yapılan doğumların yüzde 75,9'u, 1998'deki doğumların yüzde 80,6'sı ve 2003'teki doğumların yüzde 83'ü sağlık personeli yardımıyla gerçekleştirilmiştir.''

Gül, devlet hastanelerinde yapılan doğumların yüzde 36,4'ünün, özel hastanedekilerin yüzde 59'unun ve üniversite hastanelerindekilerin yüzde 56'sının sezaryenle yapıldığını söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün, tüm doğumlar içinde sezaryen oranı yüzde 5-15 olarak belirlediğini dile getiren Rukiye Gül, ''Sağlık Bakanlığı olarak şu an yüzde 42,5 olan sezaryen oranını yüzde 25'lere indirmek istiyoruz. 2007 verilerine göre, 81 ilin 40'ında sezaryenle doğum oranlarının Türkiye ortalamasının üstünde olduğunu tespit ettik'' dedi.

-''DOĞUM VE SEZARYEN PROGRAMI BAŞLATILDI''-

Gül, her yıl sezaryen oranlarında artış görülmesinin tespit edilmesi üzerine Sağlık Bakanlığınca geçen yıl ''Doğum ve Sezaryen Programı'' başlattıklarını söyledi.

''Her gebeye normal doğum şansı'' sloganıyla hareket ettiklerini belirten Gül, Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastaneleri ve çeşitli üniversitelerdeki öğretim üyeleriyle uzman dernek yöneticilerinin temsilcilerinin aralarında bulunduğu bir Bilimsel Kurul oluşturarak ''Doğum Eylemi Yönetim Rehberi'' hazırladıklarını ve 81 ilde uygulanması için genelge yayımlandıklarını bildirdi.

İllerde sezaryen ve normal doğuma yönelik eğitici çalışmalar ve durum değerlendirmesi yaptıklarını ifade eden Rukiye Gül, Sağlık Bakanlığı olarak tıbbi zorunluluk dışında sezaryen yapılmasını önermediklerini, anne bebek sağlığı açısından normal doğumun desteklenmesini amaçladıklarını dile getirdi.

-SAĞLIKTA PERFORMANS VE KALİTE YÖNERGESİ-

Sağlık Bakanlığı, yapılan tespitler üzerine harekete geçerek 1 Eylülde yürürlüğe giren Sağlıkta Performans ve Kalite Yönergesi'nde sezaryen oranlarını da kurumsal performans kriterleri arasına koydu.

Buna göre, hastanede gerçekleştirilen sezaryenle doğum oranları hastanenin performansında gösterge olarak kabul edilecek.

Sezaryen oranlarını düşürmek ve normal doğuma yönlendirmek amacıyla belirlenen bu kritere göre, eğitim hastanelerindeki sezaryenle doğum oranının yüzde 20'yi, diğer hastanelerde ise yüzde 15'i geçmemesi gerekiyor.

Sağlık Bakanlığı Performans Yönetimi ve Kalite Geliştirme Dairesi Başkanı Hasan Güler, Türkiye'deki sezaryenle doğum oranlarının yüksek olduğunu, bu oranları sorguladıklarını bildirdi.

Güler, Bakanlık olarak sezaryen oranlarını Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği oranlara çekmek istediklerini belirterek, ''Sezaryen oranlarını, performans kriterlerinde bir klinik gösterge olarak alıyoruz. Koyduğumuz kriterlere göre, tüm hastanelerde sezaryen oranı yüzde 15'i, eğitim hastanelerinde ise yüzde 20'yi geçmemeli'' diye konuştu.

Hastanelerin hizmet kalite belgesi alabilmeleri için de sezaryen oranının istenilen düzeyde olması gerektiğini ifade eden Güler, ''Sezaryenle doğum oranları belli bir düzeyin üstündeyse o hastanedeki işleyişin sezaryen anlamında iyi olmadığını düşünüyoruz. Kurumsal kalite çalışmalarında sezaryen oranı yüksek olduğu zaman bireysel performansı da olumsuz etkileyebilir. Ek ödemeye, döner sermayeye de olumsuz yansıyabilir'' dedi.

-DERNEKLERİN GÖRÜŞLERİ-

Hastanelerdeki sezaryen oranlarına kısıtlama getirilmesini tepki gösteren uzmanlık dernekleri temsilcileri de sezaryen yapılıp yapılmamasına hekimin karar verebileceğini, bunun sorgulanmasının etik olmadığı görüşünü savundular.

Türk Perinatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Turgay Şener, çok sayıda normal doğum yaptırdıklarını ve bu tür önlemlerle sezaryen oranlarının düşürülemeyeceğini belirterek, ''Zorla kısıtlamalar hekim ve hasta çatışmasını kaçınılmaz kılacaktır. Hasta en ufak bir sorunda acaba normal doğumdan mı oldu diye soracak, hekim ise üzerindeki baskıdan dolayı normal doğuma yönelmemesi gereken durumlarda bile normal doğuma yönelecektir. Baskı arttıkça sorunları da beraberinde getirecektir'' dedi.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş da performans sisteminin hastanedeki kadın doğum uzmanları ile diğer hekimleri de karşı karşıya getireceğini savunarak, ''Bir hastaneye sizin hastanenizde sezaryen doğum oranı atıyorum yüzde şu kadar ise ben sizin performans puanlarınızı düşüreceğim. Bu demektir ki hastanedeki bütün uzmanların alacağı parayı düşürüyor. Yani kadın doğum uzmanları üzerinde diğer uzmanlar tarafından baskı artacaktır'' diye konuştu.

Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Acar Koç ise ''Bakanlık normal doğumu teşvik etmek istiyorsa bunun reklamlarını yapmalı. Biz hekim olarak vazifemizi yaparız'' dedi.

AA

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Hadi Diğer Sayfalara ! ->



DENİZNEHİR İ ANA SAYFA YAPIN!

denizin blogu




Hakkımda

bi bakın neler var burda

Son Yazılarım

hayırlı bayramlar arkadaşlar.....
değişik bir bebek battaniyesi
Çalışanların bebeği risk altında
Bebeğiniz Yemeği Reddederse .................
bebek battaniyesiiii
Boş Hamilelik
kolay bebek yelekleri
OĞLUM ABİİİ OLDU ARTIKK
0-3 Ay Bebek Gelişimi
BAYILACAKSINIZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ
Çocuklarda Korku
HARİKA BEBEK ÖRGÜSÜ
Hamileler İçin Önemli Besinler
süppper bir bebek elbisesi
Hamilelikte Yüksek Ateş
Çocuklarda Grip
harika bir battaniyee
Sezeryan Doğum Sonrası İyileşme
İkiz bebekler artıyor!
Annelik sizi hüzünlendirmesin!


Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
ECAY a mutlaka bakın
ecayforum da daha çok bilgi
ECAYnetMODELLERİ ni gördünüz mü?
BEBEKmutfagi nda çok şey öğreneceksiniz..
her kadın güzeldir
taktakıştır sadece takı modelleri
biraz olsun gülümseyin
elişivadisnde gezinin
şiir kutusu


Kategoriler



Arkadaşlarım

merakli
ecay
nurdanhicyilmaz
gazeellem
hayalcem
demetinevi
magicdesignhayaleturet
emay
senaz
ecaynetmodelleri
yurdanur45
filizylmz
sevilayca
serpil69
yaseminle
buseden
hobi69
recaysev
bombac
ecemine
neslihobi
bebekmutfagi
animation
kadinveguzellik
aylacaorguler
elislerivesanat













Disco Inferno - 50 Cent
More at MP3-Codes.com




Bannerimi eklemek için asagidaki kodu al :)



ecay



image hosting file


ARAMA.CC