9/5/2009 - Çocuklarda Korku
Korku normal bir gelişimin parçasıdır. Kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Bebeklikten ergenlğe kadar sıkça korku yaşayan çocukların, korkusuz olmalarını beklemek yanlıştır. Yetişkinler için normal olan sesler ve görüntüler, bazen çocuklar için kokutucu ve ürkütücü olabilir. Çocukların en çok korktukları şeyler genelde; karanlık ortamlar, gece gürültüleri, bağrışma ve kavgalar, tanımadıkları kişiler, televizyonda izledikleri sahneler, uzun süren sessizlikler, hayvanlar, çok yüksek yerler, hayali yaratıklar ve tabiki doktorlardır. Çocuklar 2 ile 6 yaş arasında, daha çok korku yaşamaktadırlar. Hayalgüçleri bu dönemde yoğundur ve sürekli akıllarını meşgul eden bazı sorular onların korkularını tetikler. Bir süre korkmadığı şeylerden birden bire korkmaya başlayabilir. Korku kötü bir tepki değildir ama korkunun yarattığı ortam ailenin ve çocuğun huzurunu kaçırabilir. Korku nedenleri: Bilgi ve deneyim azlığı. Başka çocukların başından geçen kötü olaylar. Gördüğü şeylerden etkilenme. Olaylar karşısında kendince fikir yürütme. Etraftaki herşeyin kendinden büyük olması. Aile fertlerindeki gerginlik, tartışmalar ve anlaşmazlıklar. Öğrenme ve deneme duygusu sonucunda karşılaştıkları olaylar. Ceza almak ya da dayak yemek. Dinlediği olaylardan etkilenme. Dünyanın tehlikeli olduğunu düşünme. Ailede yaşanan korkulardan etkilenme. Hayalgücünün geniş olması. Kötü rüyalar ya da kabuslar görme. Çocuklarda hatırlama kapasitesi bir yaşından sonra artar. Küçük bebekler genellikle üzücü, korkutucu deneyimleri çabuk unutur ama bir yaşından sonra masal kahramanlarının başına gelenler bile korku nedeni olabilir. Çocuğun çok akıllı olması ve aklından bir çok düşünce, fikir, görüntü ve bilgi geçmesiyle oluşan kombinasyonların yoğunluğu, kendilerinin tehlikeli bir ortamda yaşadığı hissine kapılmalarına neden olur. Çocuk korkusunu ağlayarak, bağırarak, annesine babasına sarılarak, eşyaların arkasına saklanarak ya da sözel olarak açıkça söyleyebilir. Genellikle; huysuzluk, uykusuzluk, inatçılık, içe kapanma, iştahsızlık, tırnak yeme gibi davranışların altında korku da yatabilmektedir. Korku anında; yüzü sararır, karnı ağrır, nabız ve kalp atışı hızlanır, konuşurken kekeler, midesi ağrır ve kusar. Çocukların korkuları ile başedebilmeyi öğrenmesi gerekir. Korkular çoğalırsa ve onlardan kurtulamaz ise, büyümede ve gelişmede geriliğin yanı sıra psikolojik olarak da problemler yaşanabilir. Ayrıca korku çocukları mutsuz etmekte ve başarısız kılabilmektedir. Bu nedenle korkularını yenmede yardımcı olmak, ebeveynlere düşen görevlerdendir. Çocuk kendi korkularını anlamaya ve çözmeye çalışırken; onları zorlamak, kızmak, bağırmak ya da korkularının üstüne daha fazla gitmek, işleri daha da çıkmaza sokacaktır. Oysa korku anında, sakin ve anlayışlı olmak, yumuşak ses tonu ile durumu açıklamak, sarılmak ya da sevmek onların korkularını yenip sakinleşmelerini daha çabuk sağlayacaktır. Çocuk korkuyorsa, kendisini yalnız hissetmesine izin vermemek gereklidir. Çocuğun kendisine güven duygusunu arttırmak, korkuları yenmede en önemli noktadır. Bu nedenle çocuğun yaptığı her ilerlemeyi, başarıyı taktir etmek, ödüllendirmek; hata yaptığında şiddetli cezalardan kaçınmak gereklidir. Korkan bebeğin üstüne varmamak, ona korkusunu hatırlatmamak gerekir. Hatırlatmak korkusunu güçlendirebilir. Çocukların etrafındaki korku kaynaklarını temizlemek, korku ile savaşmak için doğru yöntemlerindendir. Korku filmlerini, ürkütücü haber programlarını, yaratıklı çizgi filmleri, çirkin karakterli masalları çocuklardan uzak tutmak gerekir. Herhangi bir dekorasyondan veya oyuncaktan korkuyorsa onları ortadan kaldırmak önemlidir. Korku veren bir duruma karşı çocuğu yavaş yavaş, alıştıra alıştıra yaklaştırmak olayı çözümlemede yardımcı olur. Çocuğa verilecek cezaların da, “kapalı, karanlık odaya kilitlemek” gibi korkuyu aşırı tetikler biçimde olmaması gereklidir. Çocukluk döneminde görülen korkuların çoğu geçicidir. Çocuk korkularına karşı sabırlı olmalı ve onları anlamaya çalışmalıdır. Çocuk korkularından dolayı küçümsenmemeli ve alay edilmemelidir.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/1/2009 - Aslında ne anlatmak istiyor?
| | Aslında ne anlatmak istiyor? | 
Seral Çelik Bebekler konuşmayı öğrenmeden de anlatırlar! Ellerini kollarını oynatır, yüzlerini binbir şekle sokarlar... Anlamak, size kalır. Aman elinizi çabuk tutun! Yoksa en klasik yönteme başvururlar; ciyak ciyak ağlarlar. Onun gözyaşları karşısında çaresiz kalmak istemiyorsanız, bu yazımızı dikkatle okumanızı öneriyoruz. Bakmayın siz onun henüz konuşamadığına. O istediklerini beden diliyle anlatmakta son derece yeteneklidir. Diyelim uzattığınız kaşıktaki yemeğin tadından hiç hoşlanmadı ve yememeye karar verdi; ağzını sımsıkı kapatır, gözlerini kocaman açar, başını sağa sola oynatır... Bu davranışı, 'Ye-di-re-mez-sin' anlamına gelir... Tabii anneler bunu hemen anlar! Ama bazen öyle ince mesajlar verirler ki, anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Özellikle ilk kez anne baba olmuşsanız bebeğinizin beden dilini keşfetmek için biraz çabalamanızda yarar var. Çünkü konuşamadığı için beden diliyle söylediklerini anlamanız hem iletişiminizi güçlendirir hem de ona yardımcı olmanızı kolaylaştırır. Peki bebeğiniz neyi, nasıl anlatır? Bu sorunun yanıtını hazırladığımız yazıda bulacaksınız. 'Yemek istemiyorum' Pek çok anne için bebeğin yemek zamanı, sıkıntılı anlar demektir. Malum, bebeğin sağlıklı gelişmesi için yeterli yemeği yemesi gerekir. Bunu bilen annelerin psikolojisi, şöyle formüle edilebilir; bir kaşık, bir kaşık daha... Anneler kaşıkta ısrarcıdır. Ama bebekler anneleriyle hem fikir olmayabilirler. Henüz 'istemiyorum' diyemeyecek kadar küçük olduklarından sözle anlatamadıklarını beden diliyle anlatmaya çalışırlar. Ağızları sımsıkı kapatırlar. Siz çeşitli komikliklerle güldürürken ağzına soktuğunuz yiyeceği, zevkle yüzünüze püskürtürler. Bu aşamadan sonra ısrar etmenin anlamı yoktur. Hatta bu aşamaya getirmek bile yanlıştır. Çünkü bebeklerin doyma hissi vardır ve bu his onlara ne kadar yemeleri gerektiğini de söyler. Bebeğinize inanmanız, onun hislerine saygı duymanız gerekir. Peki, ya bebeğiniz doyma oyunu oynuyorsa? İşte bunu bilmeniz için birkaç ipucu. 1. Durum: Önüne konan yiyeceği reddetmesinden önce bebeğinizi iyi gözlemleyin. Bebekler aç olduklarını belirtecek hareketler yapar. Siz yemeği gösterdiğinizde gözlerindeki parıltı artar. Ağzını açıp kapar, ellerini ve kollarını sallar. Heyecanlandığını görmemek mümkün değildir. Doyduğunda ise bakışları yemek tabağında değildir. Çevrede ilgisini çeken nesnelere kaymıştır. Eliyle yemek tabağını iter. Verdiğiniz yiyeceği yutmadan önce ağzında daha uzun süre tutar. Eğer bu belirtileri görüyorsanız, bebeğinizi zorlamamanızda yarar var. Ama daha tabağını bitirmedi diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sağlığında bir sorun yoksa bebeklerin de tıpkı biz yetişkinler gibi daha az iştahı olduğu öğünler olduğunu düşünebilirsiniz. 2. Durum: Bebekler sık sık, bilmediğiniz nedenlerle ağlayabilirler. Bebeğiniz böyle ağladığında ilk aklınıza gelen şık, 'açlık' olmamalı. Eğer bebeğinizi daha önce yeterli doyurduğunuzu biliyorsanız ya da ağladığı zaman aç olmadığını düşünüyorsanız boşuna yorulmayın. Bebeğinizin yine beden diliyle size aç olmadığını başını sallayarak, biberon ya da meme ucunu ağzından çıkararak anlatacaktır. Dikkat, yiyecek teklifleriniz onun daha çok sinirlenmesine de neden olabilir. ÖNERİ: Bebeğinizi karşınıza oturtun. Kollarınızı göğsünüzün üzerine getirin ve bütün dikkatinizi bebeğinizin gözlerine verin. Ona ciddi bir yüz ifadesiyle bakın. Bu bakış, eğer yaramazlık yaptığını düşünüyorsanız, yaramazlıklarını bildiğinizi ama onaylamadığınızı belli eder. Bu durumda bebeğiniz huysuzluk yapmaktan vazgeçebilir. |
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/1/2009 - Erken Ergenlik : 2 Yaş Sendromu
| | Erken Ergenlik : 2 Yaş Sendromu | 
Bebeklerin en zor dönemlerinden biri 18 ay – 2 yaş dönemi. Sakin ve uslu bebekler bir anda negatif ve öfkeli çocuklar haline dönüşebiliyor. ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık ve Özel Eğitim Merkezi Psikolog, Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer “Bebeklerimiz 18 ay- 2 yaş civarına geldiğinde, onların masum melek bebeklik hallerinden çıkıp tamamen farklı kişilikte bir çocuğa dönüştüğünü düşünmeye başlarız.” Diyerek şöyle devam ediyor: Rahatlıkla kontrol edebildiğimiz bebeğimiz gitmiş, yerine her şeye itiraz eden, ak dediğimize kara diyen –gerçekten ak olsa bile-, her şeyi kendi yapmakta ısrar eden, artık tahammül sınırlarımızı zorlamaya başlamış bir çocuk gelmiştir. Bazı anne babaların isteyebileceği gibi keşke çocuklarımız bizim büyüyene dek sürekli şekillendirebileceğimiz bir hamur olabilse de istediğimiz şekilde onları yetiştirip, rahat etsek... Ne yazık ki işler böyle yürümüyor ve kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki çocuklarımızın, bazı yerlerde “önergenlik” olarak bile tanımlanabilen “negatif dönem” dediğimiz dönemden geçmelerinin son derece normal ve tamamen sağlıklı bir psikolojik gelişimin bir parçası olduğudur. Ancak bu süreçten çocuğun sağlıklı şekilde çıkabilmesinde elbette ki uygun anne baba tutumları belirleyici olmaktadır.” Bu Dönem Normal Bir Dönem Peki bu negatif dönemi çocuklar neden yaşar? Bihter Mutlu sürecin normal olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Hayatın ikinci yılında çocuk artık yürümeye başlamıştır ve dil gelişimi hızlanmıştır. Artık daha rahat hareket edebilmekte, sürekli olarak kendi vücudunun sınırlarını denemekle meşguldür. Beyni hızla gelişmekte ve sürekli dünyayı keşfetmeye çalışırken, hayat, objeler, ve kendi vücutlarının nasıl çalıştığıyla ilgili yeni yeni bilgiler ve deneyimler kazanmaktadır. Bütün bu keşifler sırasında istediği fakat henüz yapamadığı işlere bir de yetersiz olan ifade edici dil becerileri eklendiğinde çocuk kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ve gerginlikler yaşamaya başlar. İşte öfke nöbetlerine öncelikle bu geniş açıyla bakmamızda fayda vardır. Kendimizi onların yerine koyalım: Henüz tam anlamlandıramadığımız bir dünyada bir de isteklerimiz ve duygularımızı ifade edemiyoruz ve bir şekilde varolmaya çalışıyoruz... Bu dönemin doğal bir basamağı da çocuğun bağımsızlık ve otonomi isteğidir. Kendi yapmak ister, kendi yemek ister, kendi giyinmek, kendi seçmek, vs. ister. O zamana dek eli kolu bağlı oturuyordu, artık becerebildiğini, karar verebildiğini başkalarına ama en çok da kendine kanıtlamak ister. Sınırlarını bilmek ve zaman zaman bunları genişletmek için zorlamak ister. Anne baba tutarlı ve kararlı davranışlar sergiledikçe davranışlarının sonuçları olduğunu öğrenir, sınırların çizildiğini görür. Bu şekilde büyüyüp olgunlaşır.” Öfke nöbetlerine zemin hazırlamayın Öfke nöbetleri genellikle çocuk aç, yorgun, sıkılmış, rahatsız veya keyifsiz olduğunda daha çok ortaya çıkar. Muhtemelen çocuğunuz aç olduğunda süpermarkete gidip, öfke nöbetsiz alış verişin sonuna kadar dayanmasını beklemek çok ta gerçekçi bir yaklaşım olmayabilir. Bu nedenle öncelikle öfke nöbetine neden olabilecek kaynakları oluşmadan elimine etmekte fayda var. Örneğin bir arkadaşınızın evine giderken çocuğunuzun sıkılabileceğini tahmin edebilmeniz ve oraya çocuğunuzun zevk alıp zaman geçirebileceği oyuncaklarını birlikte götürmeniz veya alış verişte sıkılabileceğini düşündüğünüz çocuğunuza süpermarkette işimiz biter bitmez birlikte dondurma yiyelim demek, öfke nöbetlerini öngörüp önlemek için ufak manevralar olabilir. Ne Yapmalı? • İster evde olsun, ister dışarıda, çocuğunuz kendini yere atmış “o şekeri istiyorum” diye bağırırken izlenecek en önemli taktik sakin kalabilmeyi başarmaktır. Zaten kontrolünü kaybetmiş bir çocuk, karşısında kontrolünü kaybetmiş bağırıp çağıran bir anne görmek istemez. Sizin sakin ve uygunsuz davranışa prim vermeyen tavrınız er geç çocuğunuzun pes etmesine yardımcı olacaktır. • Evdeyseniz kulağınız çocuğunuzda olmak şartıyla öfke nöbetini görmemezlikten gelerek işinize devam edebilir; dışarıdaysanız onu sakin bir ortama taşıyabilir-mesela arabaya- ve orda sakinleşmesini bekleyebilirsiniz. • Sizi kullanmaya yönelik öfke nöbetlerinde şekeri niye alamayacağınızla ilgili kısa bir açıklamadan sonra, tutarlı izleyeceğiniz aldırmazlık yöntemi er geç işe yarar; ancak hayal kırıklığı dolayısıyla oluşmuş nöbetleri tamamen görmemezlikten gelme başka duygusal problemlere yol açabilir. Bu nedenle kaynağında hayal kırıklığı olan öfke nöbetlerinde çocuğun duygusunu anlamak önemlidir. Örneğin "o filmi ne kadar görmek istediğini anlayabiliyorum fakat şimdi bu filmi seyredecek vaktimiz yok, şu anda çok kızdığını görebiliyorum, ben sana sakinleşmen için yardımcı olacağım, sakinleştiğin zaman daha rahat konuşuruz” gibi bir söylem çocuğun tam da ihtiyacı olan bir tutumdur. • Öfke nöbetleri geçtikten sonra hemen akabinde çocuğa istediği şey kesinlikle verilmemelidir. Filmin zamanı geldiğinde ve annenin vakti olduğunda izleneceğini çocuğun öğrenmesi gerekir. Bu konuda tutarlı ve kararlı olmak çocuğun sağlıklı duygusal gelişimi açısından çok önemlidir. Yoksa çocuk büyüyüp yetişkin olduğunda da isteklerinin geciktirilmeden doyurulması konusunda sabırsız olacaktır. Ancak öfke nöbetinden sonra çocukta anneyi üzmüş olmaktan dolayı suçluluk duyguları ve artık eskisi gibi sevilmeyeceği korkuları oluşabilir. Çocuğunuz sakinleştiğinde öfke nöbetiyle ilgili biraz konuşup –nedenleri ve sonuçları hakkında- ona sarılıp sevginizi göstermenizde fayda vardır. En nihayetinde çocuğun ne olursa olsun yalnızca "iyi çocuk" olduğunda değil her zaman ve koşulda sevileceğini, anne baba sevgisinin koşulsuz olduğunu içine sindirmeye ihtiyacı vardır. |
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|